Hakkımda Merak ettiĞiniz Şeyler.
Forum Sayfamız..
Bana söyLemek istediklerinizi Burdan Yazabilirsiniz..
Nisan
21
2008
8:00 am
Tags:
Post Meta :

Prostat ve cinsel fonksiyon bozuklukları, erkekleri yaşlanmayla birlikte bekleyen 2 önemli tehlike. 40’lı yaşlardan itibaren erkeklik hormonu testosteron düzeyindeki göreceli azalmaya paralel olarak fiziksel, işlevsel ve ruhsal değişiklikler ortaya çıkar.
İster cinsellikle ilgili, ister prostat ve üriner sistemle ilgili olsun herhangi bir hastalığın ilerlemesinden sonra hekime başvurmak tedaviyi güçleştirir. Önemli olan, hastalıkların belirti vermeden önce teşhis edilmesi ve tedaviye bir an önce başlanmasıdır. Üroandrolojik check-upta cinsellikle ilgili olabilecek organik etkilenmelerin veya hormonal bir problemin olup olmadığına ve eğer böyle bir sorun saptanırsa hormonal tedavinin verilip verilemeyeceğine bakılır. Testosteron hormonunun düşmesi libidoyu, yani cinsel isteği ve performansı azaltır. Bu hormonun takviyesi, ancak prostatta kesinlikle testosterona karşı bir etkilenme meydana gelip gelmeyeceğinin belirlenmesiyle mümkün olabilir. Bu nedenle erkeklerin 40 yaşından sonra her yıl üroandrolojik check-up’tan geçmeleri son derece önem taşır.

Üroandrolojik Check-upta Prostat Kontrolü:
İdrar kesesi ile rektum (kalınbağırsağın son bölümü) arasında bulunan prostat, spermi besleyen sekresyon sıvısı salgıladığından cinsel fonksiyon ve spermin hareketi açısından önem taşır. 40’lı yaşlardan itibaren erkeklerde prostat enfeksiyonu ve tümör gelişme riski yükselir. Bu hastalıklar etkili bir şekilde tedavi edilmezse daha yaşamsal tehditler yaratabilir. Klinik muayene, sonografik tetkik ve kanda PSA düzeyinin kontrolü ile prostat hastalıkları ve kanseri erkenden teşhis edilir ve tedavisi derhal düzenlenebilir. Bu da üroadrolojik check-upın önemini bir kez daha ortaya koyar.

Üroandrolojik Check-upta Cinsel Fonksiyon Kontrolü:
Andropozun menopozdan en önemli farkı erkeklerin hormonal değişimleri bu şekilde yıllar içinde yavaş olarak yaşaması ve ömrünün sonuna dek cinsel istek ve aktivitesini sürdürebilmesi hatta ileriki yaşlarda çocuk sahibi olabilmesidir. Çalışmalar bu hormon düzeyinin her yıl % 1 oranında azalma gösterdiğini ortaya koyuyor. Erkekte ilerleyen yaşla birlikte testosteron hormonundaki azalma ve hormonal bu değişiklikler sonucu cinsel arzuda azalma ve sorunları ortaya çıkabilir. Bununla beraber diyabet, hipertansiyon, kolesterol seviyeleri, merkezi sinir sistemi hastalıkları, sigara alkol kullanımı gibi faktörler de erken yaşlarda dahi cinsel fonksiyon problemleri çıkmasına sebep olan faktörlerdir.

Önemli olan üroandrolojik check-up ile gereken psikolojik ve fizyolojik değerlendirmelerin yapılarak sebebin ortaya konması ve buna göre tedavinin yapılmasıdır. Laboratuar tetkiklerini takiben yapılan doppler ultrasonografi ile damarsal kontroller yapılır. sorununda organik faktörlerin tespitinde kullanılan NPT-Uyku testi , uykudaki rüya fazında oluşan ereksiyonların bilgisayar tarafından kaydedilerek incelenmesidir. Psikogram testleri ile de erkeğin çocukluğundan itibaren geçirdiği ve psikojenik yapısını etkileyen faktörler değerlendirilir. Cinsel problem veya performansında bu faktörler sebebiyle bir etkilenme var ise, tedavi buna göre düzenlenir.

Tags: , , , , ,

Nisan
18
2008
12:23 am
Tags:
Post Meta :

Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan etkilenmektedir.

Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).

Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler, erotik materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven, cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması birlikte olunan kişi ile dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer cinsel sorunlarla ( olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma ulaşırlar.

Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği, kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir.

Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33′ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24 yaşları arasındaki kadınların %32’si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6′dır. Cinsel isteğin ne kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur. Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.

Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.

Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce deneyimi olmayan kadınlar için alıştırmaları iyi bir yol olabilir.

Feromonların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı erotik videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda erotik videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.

Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.

Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi erotik duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33′ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Masters ve Johnson normal tepki veren kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama (ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği belirtilmektedir.

Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.

Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve ı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır.

Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel yanıtının kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma ulaşamaz. Yaşam boyu bozukluğunda kadın bir eşle ya da ile hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel birleşme yoluyla olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey 35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5′inin yaşamlarında hiç orgazma ulaşmadığını bulmuştur. sıklığı yaşla artar.

Kadın bozukluğunun en önemli nedenlerinden biri “ eşittir cinsel birleşme” tarzı düşünmedir. Birleşme ve ın başlıca amaç haline gelmesi ı engeller.Kadının eşine kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı beceremez. Sevişmek “bildiğimiz” değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için kendini kaybetmek anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da oldukça önemlidir.

bozukluğunun tedavisinde sildenafil kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.

Cinsel ağrı bozuklukları
-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik ve bilinçdışı korku ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi görünmektedir.

-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.

Tags: , , , , , , , , ,

Nisan
13
2008
11:00 am
Tags:
Post Meta :

90′larda cinsel işlev bozukluklarının Tedavisi Masters ve Johnson’un (1970) çalışmalarından sonraki 25 yılda cinsel işlev bozukluklarının ele alınması ve tedavisinde önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Masters ve Johnson, kadın ve erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde üç temele dayandırdıkları bir model önermektedirler:
(a) Her iki cinste de paralel, dört-evreli ardışık fizyolojik ve öznel uyarılmanın olması (cinsel yanıt döngüsü);
(b) cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda ve sürmesinde yanlış bilgilenme ve performans kaygısı başta olmak üzere psikojenik faktörlerin önde gelmesi;
(c) Cinsel işlev bozukluklarının çoğunun kısa, sorun-odaklı tedavi yaklaşımlarına (sensate focus yani duyumsal keşif gibi) iyi yanıt vermesi.

Son yıllarda model Azalmış cinsel istek bozukluğu ve cinsel travma veya istismar sonucu ortaya çıkan sorunların tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Öte yandan 1980′lerin başından beri cinsel terapilerde giderek organik ve biyomedikal faktörlerin rolü üzerinde durulmaya başlanmıştır. Her ne kadar bu durum en çok erektil bozukluk tanı ve tedavisi için geçerli ise de azalmış cinsel istek bozukluğu, erken boşalma ve cinsel ağrı bozukluklarında da önem kazanmaya başlamıştır. Ayrıca yaşlılarda ve kronik hastalığı olanlarda cinsel işlev bozuklukları üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. Psikolojik faktörler açısından da cinsel sorunların başlamasında ve sürmesinde kaygıdan çok bilişsel süreçlerin-algılama ve dikkatle ilgili süreçler-rolü üzerinde tartışılmaktadır. Buradan yola çıkılarak çoğu zaman cinsel istek ve uyarılma bozukluklarının altında yatan sebepler olan performansla ilgili zorlukların veya “seksi olma isteği”nin elenmesi tedavideki odak noktaları olmalıdır. İlişki ile ilgili faktörler halen cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda odaklanılan bir diğer alanı oluşturur. İletişim sorunları, güven ya da yakınlığın olmaması ve güç çatışmaları cinsel sorunlara en sık eşlik eden sorunlardır. Kültürel ve toplumsal etmenler de önemlidir. Erkeğe ve kadına biçilen roller de cinsel sorunların sıklığını etkiler gibi görünmektedir.
Cinsel işlev bozukluklarının tedavisini genel olarak ele alırsak;
A. Tedavide genel ilkeler:

1) Hasta olan cinsel ilişkidir.
2) İletişim yoluyla cinsel öykünün yeniden ele alınır
3) tedavide öğrenme becerileri vurgulanır.
4) Eğitim, destek, öneri ve içgörü üzerinden çalışılır.
5) Eşler için kaygı omaksızın yakınlık ve zevk sağlamak hedeflenir.
B. Davranışçı cinsel terapi teknikleri:
1) Eğitim: cinsel yanıtı anlamak
2) Duyumsal keşif: performans kaygısını azaltmak, partnerin cinselliğini öğrenmek, cinsel birleşme dışındaki cinselliğe odaklanmak, iletişimi artırmak
3) Kendini uyarma: kendi cinselliğini öğrenmek, kaygıyı azaltmak
4) Gevşeme eğitimi: kaygının azaltılması
5) Dur/Başla tekniği: özellikle erken boşalmada uygulanır.
6) Daha ileri davranışçı yöntemler
C. Bilişsel Tedavi: Zihni meşgul eden düşünceleri uzaklaştırmak, cinsel haz ve yakınlığa odaklanmak
1) Duyumsal keşif: zihinsel odaklanma
2) Anksiyetenin azaltılması: düşünce durdurulması, dikkati başka yöne çevirme
3) Cinsel tutumların yeniden uyarlanması
4) Öykü terapisi
D. Çift terapisi:Duygusal ilişkilerde altta yatan işlevsizliği tanımak, çiftlerin iletişimine yardım etmek
1) Çatışma çözümü
2) Yakınlığın artırılması
3) İletişimin artırılması
4) İlişkideki diğer konuların çözümü
E. Bireysel terapi:
1) ve/veya yakınlık ile ilgili ikili duyguların çözülmesi
2) Eşle ilgili ikili duyguların anlaşılması
3) Depresyon veya anksiyetenin tedavisi
4) Cinsellikle ilgili kendilik imajının değişimi
Erektil bozukluğun tedavisi: Erektil bozukluktaki tıbbi nedenleri gözönüne aldığımızda son yıllarda tedavide tıbbi ve cerrahi yaklaşımlar çoğalmıştır. Bunlardan bazıları
(a) cerrahi protezler ve penil implantlar,
(b) penis içine (intracorporal) vazoaktif ilaçların enjekte edilmesi,
(c) sıkma (konstriksiyon) halkası ve vakum pompası,
(d) ağızdan uygulanan ilaçlardır.

Ayrıca kan akımı yetersizliği ya da venöz kaçağın düzeltilmesine yönelik cerrahi girişimler de yapılmaktadır. Son yıllarda penil protezlerin yerleştirilmesi konusunda önemli ilerlemeler vardır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan penil protezler arasında yarı-sert, silikon tipte olanlar ve şişirilebilir veya hidrolik protezler sayılabilir. Bu cihazlar cinsel ilişkiye girileceği zaman şişirilmekte, ilişki sonrasında da önceki halini alabilmektedir. Şişirilebilen protezler çok daha pahalıdır ve operasyon sonrası komplikasyonlar-enfeksiyon gibi- daha fazla olabilir. Öte yandan cinsel eş daha fazla tatmin olmaktadır.

Cerrahi olarak protez yerleştirilmesi organik sebebe dayanan (diyabet, hipertansiyon gibi) ve şiddetli (önceden tıbbi tedavi, penise vazoaktif ilaç enjeksiyonu, vakum cihazı denenip sonuç alınamayan hastalar) erektil bozukluklar için önerilmektedir. Penis içine papaverin, prostaglandin E1, fentolamin gibi vazoaktif maddelerin enjekte edilmesi arteriyel kan akımının artırılması ve kan basıncının artmasıyla sertleşmenin oluşması amacına yöneliktir. Başlangıçta etkinliği %75 gibi yüksek olabilir.

Cinsel eşin memnuniyeti de yüksektir. Uzun süreli , penis ve testislerde ağrı, peniste doku sertleşmesi, karaciğer işlevlerinde bozukluklar ve genel enfeksiyon gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Vakum cihazları ve sıkma halkaları penise vakum oluşturarak kanın penise dolmasını sağlar. Sıkma halkası en fazla otuz dakika tutulmalıdır. Cinsel eş tarafından kabulü diğer yöntemlerden farklı olmasa da bazen hastaların kabul etmede ve uygulamada zorlandığı belirtilmiştir. Peniste soğukluk, ağrı, hissizlik, boşalmanın olmaması ya da ağrılı olması, morarma gibi yan etkiler görülebilir. İlaç tedavileri yaygın olarak uygulanmaktadır. Etkisini merkezi sinir sistemi üzerinden gösteren bir ilaç olan yohimbin hem organik hem de psikojenik kökenli erektil bozukluklarda kullanılır. Sürekli kullanımda uykusuzluk, başağrısı, çarpıntı, kan basıncında hafif yükselme görülebilir.Trazodon depresyon tedavisinde kullanılan serotonerjik bir ilaçtır. Uzun süre kullanımı gerekir. Yan etki olarak uyku hali, bulantı, kusma, başdönmesi, idrar tutukluğu ve priapizm yapabilir. Sildenafil penisteki düz kasları gevşetip penise kan akımını artırarak etki eder. Bu ilacın etki edebilmesi için cinsel uyarılma gerekmektedir. Erkeklerde cinsel isteği artırmaz. Cinsel aktiviteden 1 saat önce alınmalıdır. Hem organik hem de psikojenik kökenli olgularda etkilidir. Başağrısı, yüzde kızarma, hazımsızlık, burun akıntısı, görme bozukluğu (mavinin algılanmasında bozukluk, parlak ışığa hassasiyet) ve diyare görülebilir. Nitrat grubu ilaçlarla birlikte kullanıldığında ani kan basıncı düşmesi ve buna bağlı ölüme yolaçabilir. Eğer eksikliği saptanırsa erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde testosteron da kullanılabilir. Lipid ve kilo kontrolü yapılarak kullanılmalıdır. Azalmış libidoya etkili olabilir. Gingko Bilobanın antidepresanlara bağlı cinsel yan etkileri düzelttiği bildirilmiştir. Etkisinin genital bölgedeki kan akımı artışına bağlı olduğu düşünülmektedir.

Cinsel tedaviler: bozukluğu bireyin yalnızca partnerli etkinliklerinde görülüyorsa, diğer durumlarda (sabah uyanınca, gün içinde kendiliğinden ya da mastürbasyonda) tam varsa, bu sorunun psikolojik olduğu yönünde önemli bir ipucudur. Tedavini başarısında uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisi kadar çiftin tedaviye uygunluğunun, düzelme isteği ve çabasının da rolü vardır. Cinsel terapilerde genelde tedavi oturumları çiftle birlikte düzenlenir. Ancak düzenli bir cinsel eş yoksa bazen bireysel tedaviler de düzenlenebilir. Tedavide bilişsel ve eğitime dayanan girişimler önemlidir. Bu konuda sorunu olan bireylerin sıklıkla cinsel uyarılmanın doğası, cinsel beceriler ve partnerlerinin cinsel tatmin beklentileri konusunda yanlış düşünceleri vardır. Ayrıca çiftlerin iletişim becerileri ve cinselliğe ilgileri de oldukça belirleyicidir.

Terapist ilk görüşmeden itibaren çiftin yanlış cinsel bilgilerini düzelterek, yeri geldikçe doğru cinsel bilgiler vererek, cinsel mitleri tartışıp açıklayarak, cinsel teknikler öğreterek eğitimci rolü oynar. Hem bilişsel hem de kişilerarası süreçlere odaklanan beş basamaklı bir tedavi modelinde; bilişsel yeniden yapılanma, performans kaygısının azaltılması, cinsel beklentilerin düzenlenmesi, çiftin iletişim açısından eğitimi ve yinelemenin önlenmesi yer almaktadır. Her eşin hakkında ve cinsel duyguları hakkında konuşması önemlidir. Cinsel ilişkinin birleşmeden ibaret olmadığı, sertleşmenin zevk almak için mutlaka gerekli olmadığı, için yeterli cinsel istek ve uyarılma gerektiği ancak kaygının bunu kolayca etkileyebileceği bilinmelidir. Bekar erkeklere yönelik tedavi girişimleri arasında cinsel tutum değişikliği, egzersizleri ve sosyal beceri eğitimi vardır. Genelde özsaygı ve cinsel doyumda artış olduğunda sertleşmede de düzelme olmaktadır. Sonuçta çoğu kişi için tıbbi/cerrahi çözümler zaman gerektiren ve sonucu belirgin olmayan psikolojik tedavi yöntemleri ile kıyaslandığında çabuk çözüm vadeder görünmektedir. Ancak son çalışmalar bilişsel ve kişilerarası faktörlerin önemine işaret etmektedir. Önemli olan birey/çifti iyi değerlendirmek, hangi yaklaşımdan yarar göreceğini bütüncül bir yaklaşımla ele alabilmektir. Erken Boşalma: Boşalma denetiminin öğrenilmesi idrar tutma üzerinde denetim kazanılmasına benzer. Erkekler ergenlik çağlarından başlayarak ya da cinsel ilişki ile genellikle kendiliğinden boşalma denetimini öğrenirler. Ancak seyrek , düzenli cinsel ilişki olanağı olmaması, sınırlı süre içinde para karşılığı ilişki gibi durumlar boşalma refleksi üzerinde denetim sağlamayı öğrenememe olasılığını artırır.

Düzenli bir cinsel yaşamı ve sürekli bir cinsel eşi olmayan erkeklerde erken boşalma tanısı koymakta acele edilmemelidir. Boşalma denetiminin öğrenilmesi için düzenli cinsel deneyim gerekir. Tedavi yaklaşımları arasında geleneksel Dur/Başla ya da Sıkma teknikleri, bilişsel-davranışçı yöntemler ve ilaç tedavileri yer almaktadır. Dur/Başla ya da sıkma teknikleri ile başlangıçta olduça yüksek tedavi oranları bildirilse de sonraki izlemlerde geriye dönüşler de sık görülmüştür. Son yıllarda fluoksetin, klomipramin gibi serotonerjik antidepresanlar tedavide sıklıkla önerilmektedir. Ancak bu ilaçların cinsel isteği veya uyarılmayı azaltabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca ağız kuruluğu, uyku hali, kabızlık gibi yan etkileri de ortaya çıkabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğunun tedavisi: Öncelikle tıbbi (hormon dengesizliği, ilaç kullanımı ve diyabet gibi) ve psikiyatrik durumlar (depresyon gibi) dışlanmalıdır.

Cinsel istek bozukluğunun psikojenik yönleri bilişsel-davranışçı ve psikodinamik yaklaşımların bütünleştirilmesi ile tedavi edilebilir. Hastalara o esnadaki cinsel sorunlarına yönelik davranışçı ev ödevleri verilir. Daha derindeki duygusal sorunlar ve tedaviye direnç de ele alınmalıdır. ve uyarılma ile ilgili bozukluklarda etkin olan bilişsel davranışçı girişimler cinsel istek bozukluklarında daha az etkindir. Cinsel istek bozuklukları tedaviye daha dirençlidir ve tedavi daha uzun sürelidir. Hastaların tedaviye direnci de daha belirgindir. Terapist hastanın olumsuzdan çok olumluya odaklanmasını sağlamaya çalışır. Gevşeme teknikleri yararlıdır. Duygular ya da ilgiler üzerine konuşarak iletişimi artırmak yapıcıdır. Zaman zaman anksiyete giderici ilaç tedavisi önermek gerekli olabilir. Eşler eğer uyarılmış değillerse cinsel ilişkiden kaçınmalıdırlar. Çift birbirleri ile fantezilerini paylaşabilir. Erotik video ve dergiler yararlı olabilir. Eşle birlikte da önerilir. Partner uyarılma dönemine dek cinsel isteği azalmış eşin cinsel organlarını uyarır, ardından kişi kendini uyararak orgazma ulaşır. becerileri iyi olmayan çiftlerde eğitim önemlidir. Ayrıca masaj, erotik bölgelerin (göğüs, kaba etler, boyun, kulak vb) öpülmesi gibi fiziksel uyarının da önemi vurgulanır.

Sonuçta; vererek ve alarak uyarılmayı öğrenmek, vibratörler, kayganlaştırıcılar ve diğer cinsel araçlar, tutkuyu beslemek ve yatak odası dışında da hoş, nazik veya flörtöz olabilmek önemlidir. Erkekte Bozukluğu ya da Geç Boşalma: Göreceli olarak daha nadirdir. Bazı cerrahi ya da tıbbi durumlarda (multipl skleroz, omurilik yaralanması, prostat ameliyatı vb) veya ilaç kullanımına bağlı olarak görülebilir. Performans kaygısı, gebe bırakma korkusu, cinsel istek azlığı ve koşullanmalara bağlı olarak da görülebilir. Tedavi müdahaleleri arasında performans kaygısını azaltmak, genital uyarılmayı artırmak sayılabilir. Erkekte ağrılı cinsel birleşme oldukça nadirdir. Tedavisi konusunda bilgiler oldukça sınırlıdır.

Sonuç:
1) Masters ve johnson tedavi sonunda başarı oranını %80 ve 5 yıl içinde tekrarlama oranını %5 olarak vermektedir.
2) Son çalışmalar başarı oranlarının sorunların zorluğuna, tekniklerin farklı uygulanmasına bağlı olarak daha düşük olduğunu göstermektedir.
3) Kadın orgazmik bozukluğu, vajinismus ve erkek erektil bozukluğunun tedaviye cevabı çok iyidir. Erken boşalma için de sonuçlar oldukça iyidir. Ancak özellikle erkeklerdeki cinsel istek azlığının tedaviye yanıtı pek iyi değildir.

Tags: , , , , , , ,

Aralık
21
2007
11:29 pm
Tags:
Post Meta :

Klasik Masajın Etkileri



Masajın vücut üzerindeki direkt ve in direkt etkileri, vücut örtüsüne uygulanan manipülasyonların, yani ellerle verilen dokunma, bastırma, germe, esnetme ve titreştirme biçimindeki mekanik uyarıların tepkileridir. Tepki.deride, derialtı dokusuna, kaslarda ve damarları sinir ağında yerel oluşabileceği gibi; refleks yolla başka bölgelere, örneğin iç organlara da aktarılabilir. Vejetatif sinir sisteminin uyarılması da genel etki kompleksi kapsamındadır. Masajın etkileri, fiziksel, fizyolojik ve psikolojik etmenlerin bileşkesi olarak değerlendirilir. Deri üzerinden ellerle verilen basınç ve germe biçimindeki ritmik mekanik uyarılarla sıkıştırılan ve gerilerek esnetilen deri, deri altı dokuları ve kasların yapılarındaki sinir uçları (reseptörler) uyarılır. Ayrıca, dokuların yapılarındaki kan ve lenf damarları da bu fiziksel uyarılardan etkilenir; arteriyel, venöz, kapiller ve lenf dolaşım canlanır.

Vücut sistemleri üzerindeki etkiler şöyle derlenebilir.

1. Dolaşım Sistemi Üzerinde Etkiler
Klasik masajın kan ve lenf dolaşımı üzerine etkileri .deneysel ve klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Vücut örtüsüne kalp yönünde uygulanan yeterli dozdaki öfloraj ve petrisajla, lenf ve venöz sistem uyarılarak dolaşımı aktive edilir (damarsal etki). Bölgedeki kan akımındaki canlanma aletsel olarak da gösterilebilir. Damarlardaki akışın canlanmasıyla. dokularda sıvı değişimi hızlanır, dokular daha bol besi maddesi ve oksijen alabilir, metabolizma artıkları bulundukları yerden daha çabuk uzaklaşabilir.
Damarların çevresinde bulunan otonom sinir ağının: uyarılmasıyla da damarlarda refleksif bir genişleme olur. Yani, kan akımındaki hızlanma salt yumuşak bir hortum içinde ki sıvının sıvazlanarak ilerletilmesi demek değildir!

2. Kas1ar Üzerine Etkiler
Çok kez sanıldığı gibi, masajla ne kas hacmi artırılabilir ne de kas güçlendirilebilir. Kasları kuvvetlendirmenin tek yolu, düzenli aktif çalışmalar, yani egzersizlerdir. Masaj; ancak kasların işlevsel yeteneklerini yeniden kazandırılmasında yardımcı olarak kasların güçlenmesine katkıda bulunabilir:

* Yorgun kas masajla, salt dinlenmeyle geçirilen süreye oranla çok daha çabuk dinlenip gevşeyebilir.

* Masaj yapılan kaslar; dolaşımların canlanmasıyla daha iyi beslendikleri için yaralanmalara karşı daha dirençlidirler; aşırı zorlanma daha iyi uyum sağlayabilirler.

* Kan akımının hızlanmasıyla süt asidi vb. metabolizma artıklarının oluşturdukları yerden taşınmalarıyla birikim önlenir; germe, esnetme ve titreştirme manipülasyonlarıyla hipertonik kaslar gevşetilip, esnetilebilir. Nitekim, klinik çalışmalarımızda hipertonik kasın, bireyden bireye değişmek üzere, 7-8 seans sonra el altında birden bire gevşediğini görüyoruz:

* Masaj, yetersiz harekette, yaralanmalarda ve felçlerde olası kas erimesini, atrofiyi önlemez, ama ,fibröz doku oluşumu ve kasılmalar bilinçli bir masajla engellenebilir. Kas ve eklemlerde değişik nedenlere bağlı hareket kısıtlamalarında egzersizlerden önce masaj uygulanırsa egzersizler daha kolay ve rahat yapılabilir.

3. Sinirler Üzerine Etkiler
Kopmuş bir sinirin masajla yeniden oluşturulması (rejenerasyonu) söz konusu değildir. Ancak, sinir ve çevre dokularının kan dolaşımının aktive edilmesi, metabolizmanın yükselmesiyle rejenerasyon hızlandırılabilir.

4. Dinlendirici, Gevşetici-Psikosedatif Etki
Genel masajda uyuklama, solunumun derinleşmesi; masajdan sonra yorgunluğun, bitkinliğin kaybolması, kişinin zindeleşmesi, masajın çevresel ve merkezi sinir sistemi üzerine olumlu etkisinin somut belirtisidir.Masajın en tipik psiko-sedatif etkisi, çocuklarda olsun, büyüklerde olsun okşama-sıvazlamadır.! Bu nedenle de masörün kişiliği yaklaşımı, sonucu büyük çapta etkiler.

5. İç .Organlar Üzerine Etkiler
Vücut örtüsünde belli bölgelerin değişik yöntemlerle uyarılmasıyla bazı iç organ hastalıklarına etkili olunabilmektedir. Nitekim mide ağrılarında, safra kesesi sancılarında, karında gaz oluşumlarında, sırtta belli bölgelerin ovulmasıyla rahatlama olduğu halk arasında bilinir (masajın uzak etkisi!} İç organların vücut örtüsünde refleksif yolla ilişkili bulunduğu alanların haritası bile çıkarılmıştır (Head Bölgeleri). “Bağ Dokusu Masajı” ve ”Ayaklarda Refleks Alanlarının Masajı” bu bölgelere uygulanmaktadır. Uzakdoğu kökenli Akupunktur; akupressur ve shiatsu ile de iç organlara etkili olma amaçlanmaktadır.

6. Ağrı Dindirici Etki
İnsanın, ağrıyan acıyan yerini içgüdüyle ovuşturması, masajın tipik ağrı giderici etkisidir. Uzun bir yürüyüş sonunda ya da zorlu bir işten sonra ağrıyan bacak ve kol kaslarının ovulması ya da ovdurulmasının anlamı da budur. Yara1anmanın olmadığı salt gerginlik ve kasılmaya, spazma bağlı kas ağrılarında neden, kasılan kas içindeki damarların sıkışarak daralmasıyla kasın yeteri kadar oksijen alamamasıdır. Bu gelişme tıpta ağrı kısır döngüsü olarak bilinir. Bu kısır döngüyü kırmak, kasa gerekli oksijeni gönderebilmek için spazmın kaldırılması, kan dolaşımının düzenlenmesi gerekir. Masajla hem spazm çözülebildiği, hem de kan dolaşımı artırılabildiği için ağrı geriler.

Ayrıca, ağrı duygusunu indirgeyen ağrı eşiğini yükselten maddelerin (endorfin vb.) salgılanmasını bilinçli ve düzenli masajla artırıcı fizyolojik bilgi ve teknik eğitim gereklidir. Bu da ancak özel masaj okullarıyla sağlanabilir. Ülkemizde maalesef bir tek özgün masaj okulu yoktur. Türkiye sınırları içindeki tüm masörlerin ve masözlerin neyi ne kadar bildiklerini, ne yaptıklarını ehliyetlerini, Bakanlığı dahil kimse bilmez!

Tags: , , , ,

 
| | | Ferdi Tayfur - Durdurun Dünyayı | | LİMONLU CHEESE KEK | | Betül Demir - Yaz Geliyor | | Eczaci | | Toshiba’dan yeni nesil HD DVD sürücü | | Levent Yüksel - İmkansız Aşk | | İşte Örnek Görevli.. | | Beklenen indirim ilk TTNET’ten geldi | | Adın Neydi?? |
Ekle Bunu