Hakkımda Merak ettiĞiniz Şeyler.
Forum Sayfamız..
Bana söyLemek istediklerinizi Burdan Yazabilirsiniz..
Nisan
18
2008
12:23 am
Tags:
Post Meta :

Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan etkilenmektedir.

Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).

Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler, materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven, cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması birlikte olunan kişi ile dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer cinsel sorunlarla ( olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma ulaşırlar.

Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği, kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir.

Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33′ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24 yaşları arasındaki kadınların %32’si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6′dır. Cinsel isteğin ne kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur. Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.

Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.

Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce deneyimi olmayan kadınlar için alıştırmaları iyi bir yol olabilir.

Feromonların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.

Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.

Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33′ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Masters ve Johnson normal tepki veren kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama (ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği belirtilmektedir.

Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.

Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve ı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır.

Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel yanıtının kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma ulaşamaz. Yaşam boyu bozukluğunda kadın bir eşle ya da ile hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel birleşme yoluyla olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey 35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5′inin yaşamlarında hiç orgazma ulaşmadığını bulmuştur. sıklığı yaşla artar.

Kadın bozukluğunun en önemli nedenlerinden biri “ eşittir cinsel birleşme” tarzı düşünmedir. Birleşme ve ın başlıca amaç haline gelmesi ı engeller.Kadının eşine kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı beceremez. Sevişmek “bildiğimiz” değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için kendini kaybetmek anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da oldukça önemlidir.

bozukluğunun tedavisinde sildenafil kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.

Cinsel ağrı bozuklukları
-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik ve bilinçdışı korku ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi görünmektedir.

-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.

Tags: , , , , , , , , ,

Nisan
14
2008
7:40 pm
Tags:
Post Meta :

FİZİKSEL NEDENLER
*”Normal”
Bazı insanların yiye­cek ve içecekler karşısında daha iş­tahlı olduğunu kabul ettiğimiz gibi, cinsellikle ilgili araştırmalar da libi­donun insanlar arasında büyük fark­lılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor. Bütün araştırmalarda düzenli bir şe­kilde haftada birkaç kez orgazma ulaşan erkekler ve kadınlar yanında, uzun süre cinsel rahatlama gereği duymayanların da olduğu görülü­yor.

Hormonal
Çok seyrek olarak, ortada başka hiçbir neden yokken li­bidoda değişiklik gözlemlenmesi hipotalamus, hipofiz bezi ya da testislerde bir hastalığa bağlı olabiliyor. Bunun dışında erkeklerde erkek cin­sel hormonu testesteron yaşla gide­rek azalır ve bazı erkeklerde libido azalması diğerlerinden daha erken gelişir. Cinsel dürtüleri daha kırılgan olan kadınlarda da, âdet döngüsü sı­rasında iniş çıkışlar gözlemlenebile­ceği gibi, gebelik, doğum sonrası ve menopoz gibi önemli hormonal de­ğişikliklerle birlikte libidoda da bü­yük değişiklikler olur. Gebeliği önle­yici haplar da dahil olmak üzere, herhangi bir hormon tedavisi gören kadınlarda libido bundan olumsuz etkilenebilir.

Genel sağlık durumu
Tahmin edileceği gibi ağır hastalıklar ya da uzun süreli sağlık sorunları libidoyu azaltır; bu strese bağlı olabileceği gibi, özgül bazı biyokimyasal deği­şikliklerle de ilgili olabilir. Viral en­feksiyonu izleyen halsizlik sırasında da cinsel dürtü azalabilir.

İlaçlar
Birçok ilaç libido azalma­sına neden olabilir. Şizofreni ya da psikoz tedavisinde kullanılan ilaçlar, morfin içeren ağrı kesiciler, hiper­tansiyonda kullanılan beta blokerler ve yukarıda sözü edildiği gibi hor­mon tedavisi bunlar arasında yer alır. Östrojen ya da siproteron kulla­nan erkekler libidonun çok azaldığı­nı fark edeceklerdir.

Duygu-durum değişiklikleri
Depresyonda cinsel istek azalması, iştah azalmasından ve uykusuzluk­tan da önce gelişebilir. Tersine manik atak geçiren ya da hiperaktif ki­şilerde cinsel dürtü çok artar. Cinsel dürtünün duygu-durum (ruh hali) değişikliklerinden etkilenme düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterir ve ba­zı kişilerde görece küçük olayların etkisi büyük olabilir.

PSİKOLOJİK NEDENLER
Kişinin ilişkideki gerilimler sonucun­da eşine duyduğu cinsel ilginin azal­masıyla cinsel dürtü azalması arasın­da ayrım yapmak önemlidir. İnsanın cinsel dürtü kaybından yakınması, artık eşine ilgi duymadığını ya da değişik nedenlerle eşiyle cinsel iliş­kinin kendisinde çok gerilim yarattı­ğını kabul etmesinden çok daha ko­laydır. Bu gibi durumlarda bazen is­tek vardır ama bastırılmıştır ya da ki­şi mastürbasyonla ya da başka eşler­le rahatlama olanağı bulmaktadır.

Bunun dışında cinsel dürtünün az olmasına yol açan nedenler çok kar­maşık ve kişiye özgüdür ve dikkatle irdelenmesi gerekir. Bazı kişilerde korku ve endişeyle ya da suçluluk ve utanç duygularıyla öylesine yalandan ilişkilidir ki, bunlar uyarılmayı önler. Bazı kişiler de ken­di cinsel fantezilerinden (özellikle eş ya da şiddet veya sıra dı­şı uygulamalar içeriyorsa) dehşete düşebilir ve kendi cinsel kimliklerin­den korkmaya başlar.

Bazı kişiler yalnızca yabancılar, fahişeler gibi kendileri açısından “güvenli” buldukları kişilerin yanın­da cinsel olarak uyarılabildiklerini, kendi düzeylerinde bir eşle ilişki kur­ma olasılığını çok “tehlikeli” bulduk­larını fark eder. Bu tür kişiler düşlerindeki eşi bulmuş ve umutsuzca bir ilişki kurmak istiyor olabilirler, ama o kişi karşısında neden cinsel olarak uyarlamadıklarını açıklayamazlar.

TEDAVİ VE BEKLENEN SONUÇLAR
Cinsel dürtünün az olmasının ne­denleri çok farklı ve çok karmaşık olabileceği için, gerekli tedavi süre­si ve tedavinin başarı derecesi de çok farklı olabilir. Bu durumda, iyi tanımlanmış ve kolayca çözülebile­cek bir sorunu olan kişinin, durumu daha karmaşık olan kişilere göre da­ha çabuk ve daha iyi sonuç alacağı açıktır.

Kişisel cinsel dürtüleri normal düzeyde olan, ama birbirlerine duy­dukları cinsel ilgide sorunlar yaşa­yan çiftlerin ilişki konusunda danış­mana başvurmaları bazen daha uy­gun olabilir. Bunun dışında te­rapistleri kişileri tek başlarına ya da eşleriyle birlikte görüşebilir. Cinsel ruh sağlığı (psikoseksüel) terapisin­de farklı yöntemler kullanılabilir, ama esas olarak kişiye ya da çifte cinsel ilgilerinin neden azaldığını açıklığa kavuşturmada yardım et­mek amaçlanır. Bu korkutucu nite­likte olmayan, basit bazı egzersizler­le ya da ev ödevleriyle birleş­tirilebilir ve daha son­ra bu uygulamalar karşısındaki duy­gular irdelenebilir.

Viagranın erkeklerde erektil işlev bozukluğu sorununu bütünüyle te­davi eden bir ilaç olduğu manşetlere yansıdıktan kısa bir süre sonra, bu ilacın cinsel uyarılma ve so­runu olan kadınlarda da mucize ilaç olabileceğini düşündüren yeni bazı bildiriler yayımlandı. Viagra internet­te kadınlar için (Viacreme adında) bir krem olarak pazarlanıyor. Gerçi bu ilaç erkeklerde olduğu gibi kadınlar­da da cinsel organlara kan akışını ar­tırabilir, ama doktorlar kadınlarda (belki de erkeklerde de) cinsel uyarıl­manın kan akışmdaki değişiklikler­den çok, psikolojik ve duygusal et­menlerle ilişkili olabileceği konusun­da uyarıda bulunuyor. Özgül bazı fi­ziksel uyarılma sorunları olan kadın­lar bu ilaçtan yararlanabilir, ama pek çoğu için yararlı olmayabilir.

Cinsel dürtünün az olmasıyla il­gili bazı psikolojik sorunlar çok kar­maşık olabileceğinden, bazen her­hangi bir ilerleme görülebilmesi için uzun ve yoğun bir tedavi süreci ge­rekli olabilir. Bu kişilerin çoğu teda­viden yararlansa da, bir bölümünün tedavisi güç olmaya devam ede­cektir.

Tags: , , , , , , , , , ,

Nisan
13
2008
7:44 pm
Tags:
Post Meta :

Bu konuda birçok görüş vardır. Bazı­ları acele kaçamaklarla ya da fark edilme korkusuyla yaşanan ilk cinsel deneyimlerin erkeği çabuk boşalma­ya sevk ettiğine inanıyor.

Diğerleri, nedenin endişe ya da uyarılara aşırı duyarlılık oldu­ğunu ileri sürüyor.
Ünlü seksolog Helen Singer Kap­lan, sorunun temelinde erkeğin or­gazmdan hemen önceki duygularını ayırt edememesi, dolayısıyla da de­netim altına alamamasının yattığına inanıyor. Birçok terapistinin de desteklediği bu teoride sorun çocu­ğun idrarını tutmayı öğrenmesine benzetiliyor; nitekim çocuklar dolu bir idrar kesesinin nasıl bir duygu olduğunu anlamadan, buna alışmadan ve bunun üzerinde kontrol sağlama­dan idrarlarını tutamazlar.

Fiziksel nedenler çok seyrek gö­rülür, ama bir erkek böyle bir sorunu daha önce hiç yaşamadıysa ve ko­şullarda (örneğin eş değiştirme gibi) hiçbir değişiklik olmadıysa, dokto­run prostat sorunu ya da nörolojik bir olasılığını dışlaması ge­rekir.

Tedavi
Standart tedavi terapisidir, ama ilaç tedavisi de uygulanabilir. Araş­tırmacılar yeni antidepresanlardan bazılarının (örneğin sertralin) boşal­mayı geciktirerek her iki eş açısın­dan da doyumu artırabildiğini belir­lemiştir. İlacın aralıklı kullanılması da sürekli kullanım kadar etkili görünü­yor. Bununla birlikte, bulantı ve cin­sel istek azalması gibi yan etkileri vardır.

Erken boşalma vakalarının ço­ğunda terapisi başarılı sonuç veriyor ve bazen birkaç haftada so­nuç alınıyor. Ama bu yaklaşım eşler arasında iyi bir iletişim olmasını ve disiplinli bir yaklaşımı gerektiriyor.

Birçok çift için bir terapisti­nin yardımını almak yararlıdır, çünkü önceden belirlenmiş bir programı ve bir “yetkili” tarafından dile getirilen yapılacaklar’ ile ‘yapılmayacaklar’ı uygulamak daha kolaydır.

Ayrıca terapisti eşleri kendi cinselliklerini keşfetme konusunda eğitebilir, bu sorun nedeniyle birik­miş olabilecek endişe ve öfkelerin giderilmesini sağlayabilir ve eşleri destekleyip teşvik edebilir. Bazen terapisti erken boşalma sorunu ele alınmadan önce, bir danışmanla ilişkinin ele alınmasını önerebilir.

Bununla birlikte, eşlerin ikisi de gerçekten istekliyse, kendi ­leri konusuna rahat yaklaşıyorlarsa ve bu sorun nedeniyle ilişkileri çok zarar görmediyse, bu egzersiz dizi­sini evde kendi başına uygulamak da mümkün olabilir.

Tedavide neler yapılır ?
Terapistlerin çoğu “beş duyuya odaklanma” egzersiziyle “durup-başlama” tekniğini ya da “sıkma” tekniğini birlikte kullanıyor.
Beş duyuya odaklanma, ünlü seksologlar Masters ve Johnson ta­rafından geliştirilen bir yöntemdir. Bu yöntem, uyarılma ve orgazma ulaşma baskısı olmaksızın, dolayı­sıyla cinsel ilişkide başarılı olma en­dişesinin bulunmadığı rahat bir or­tamda, eşlerin yeniden birbirlerine dokunma ve okşamanın hazzına varması için tasarlandı.

Birçok çiftte cinselliğe ilişkin duygular esas olarak orgazma ve birbirlerine haz verip veremeyecek­lerine odaklanmıştır. Beş duyuya odaklanma yöntemi çifte her şeye yeniden başlama fırsatı veriyor.

Durup-başlama tekniğinde kadın erkeğe mastürbasyon yaptırmaya başlıyor, erkek orgazma yaklaştığını hissettiği anda işaret edince duruyor ve erkeğin orgazma ulaşma dürtüsü geçene kadar bekliyor. Sonra bir kez daha eşini uyarmaya başlıyor ve bu süreç birkaç kez tekrar edildikten sonra orgazma izin veriliyor. Sıkma tekniğinde kadın orgazma yaklaşan erkeğin penisini 15-20 saniye sıka­rak orgazma ulaşma dürtüsünün geçmesini ve penisteki sertleşmenin biraz azalmasını sağlıyor. Bu teknik­te de orgazma izin verilene kadar aynı süreç birkaç kez tekrarlanıyor.

Bu iki tekniğin etkili olmasının nedeni, erkeği orgazmdan hemen önceki duygulara alıştırarak, bunlar üzerinde adım adım denetim kurmasına olanak vermesidir. Bazı er­kekler bu denetimi bir kez öğrenin­ce artık sürdürdüklerini söylerken, diğer bazıları belli aralıklarla bu eg­zersizi tekrarlama gereği duyabilir.

Kaldı ki, cinselliği sadece bir or­gazm aracı olarak değil, gevşeme ve karşılıklı haz alma yöntemi olarak ele almanın bütün ilişkilerde göz önünde tutulması gereken iyi bir il­ke olduğu unutulmamalıdır. Burada tanımlanan egzersizin izleyen aylar­da belli aralıklarla tekrarlanması ge­rekebilir.

Başarı oranı çok yüksektir ve terapistleri 3-4 ay sonra “tam düzel­me” oranının %90′ın üzerinde oldu­ğunu bildirmektedir

Tags: , , , , ,

Nisan
12
2008
8:02 pm
Tags:
Post Meta :

Kadir Has Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, kadınların cinsel açıdan kendini tanımadığını belirterek, en temel sorunun, ‘Soğukluk, zevk almama ve olamama’ olduğunu söyledi.

Türkiye’de, evli olmalarına rağmen senelerdir ilişkiye girememiş kişiler bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, “Bu yüzden çocuk sahibi olamamak ve toplumdan uzaklaşmak, depresyona girmek gibi sorunlarla karşılaşıyoruz” dedi. Normal doğum yapan kadınların yüzde 40′ının idrar, yüzde 20’sinin de gaz ve dışkı kaçağı sorunu yaşadığını kaydeden Prof. Çamlıbel, “İnanılması güç ama, çocuk beziyle gezen kadınlar bile var. Artık çok küçük bir ameliyatla bu sorunu çözüme kavuşturabiliyoruz” diye konuştu. Prof. Çamlıbel, sadece cinsellikle geçen genital siğillerin de zamanında müdahale edilmemesi halinde rahim ağzı kanserine yol açabileceği uyarısında bulunurken, menopozdaki kadınlara yılda bir smear testi yapılması ve mammagrofi çekilmesi gereğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de erkekler kadınları çok iyi tanımadığı için, kadınların kendilerini tanımalarının biraz zor olduğunu ifade ederek, “Tabii bu, bizim çok ekmek yememiz gereken bir konu. Bu konuda çok fazla uzman da yok, bilgi de yok, bilgilendirme de yok. Bize çok sık gelen bir şikayet bu. Genellikle hastalarla sohbette tesadüfen bunu öğreniyoruz. Hastalarımızın büyük bölümünde konusunda olumlu yanıt alamıyorum” diye konuştu.
En temel sorunun, ‘Soğukluk, zevk almama ve olamama’ olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çamlıbel, “‘Hiç canım istemiyor. Eşimle bu yüzden tartışıyoruz. Bana birşey sormasa ben iki sene böyle otururum evde’ diyen kadınlar o kadar çok ki, inanılmaz” dedi.

“CİNSELLİK, ZEMBİLLE GELMİYOR”
Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, cinselliği, ‘jimnastik’ olarak nitelendirerek, “Zevk almak için düzenli yapmak lazım. Oturduğunuz yerden gökten zembille gelmiyor bu. Siz düşüneceksiniz, siz yapacaksınız. Vücudunuzu tanıyacaksınız. Karşınızdakine de bunu gösterecek ve uygulayacaksınız” diye konuştu.

Bu konudaki hayretini, “Türkiye’de öyle vahim durumlar var ki” sözleriyle ifade eden Prof. Dr. Çamlıbel, evlenmelerine rağmen senelerdir ilişkiye girememiş kişiler bulunduğunu anlattı. Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, şöyle dedi:

“Bu yüzden çocuk sahibi olamamak ve toplumdan uzaklaşmak, ailelerden uzaklaşmak, depresyona girmek gibi sorunlarla karşılaşıyoruz. Türk kadınının ve Türk erkeğinin bu konuda katetmesi gereken çok yol var. Bu kişiler bize geldiklerinde, açıkçası çok fazla katkıda bulunamıyoruz. Ama cinsel fonksiyon bozuklukları uzmanı da Türkiye’de maalesef çok yok.”

İDRAR VE GAZ KAÇIRMA SORUNU
Kadir Has Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, normal doğumdan sonra idrar kaçağının yüzde 40′lara vardığına, gaz ve dışkı kaçağının ise yüzde 20 oranında olduğuna dikkat çekerek, “Ve bu durum kalıcı. Yani mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Ancak bu durum, genellikle kadınlar tarafından saklanıyor. Hasta ne kocasına, ne çocuğuna, ne de bir akrabasına durumunu anlatıyor. Biz bile çoğu zaman tesadüfen öğreniyoruz. Bunu söylememe nedenlerinin başında ‘utanma’ geliyor. Nasıl olsa bu, doğumdan sonra kendinde kalan bir durum olarak kadın tarafından kabul ediliyor ve benimseniyor. İnanılması güç ama, çocuk beziyle gezen kadınlar bile var. Artık çok küçük bir ameliyatla bu sorunu çözüme kavuşturabiliyoruz. Bazen ameliyat, bazen ilaç, bazen de sporla bu durum tedavi edilebiliyor” diye konuştu.

Türkiye’de genellikle kadınların hamile kaldıktan sonra doktora geldiğini belirten Prof. Dr. Çamlıbel, “Oysa hamile kalınmadan birkaç ay önce gelinmeli ki, bazı testler yapılsın. Beklenmedik şeker hastalıkları, beklenmedik kromozom hastalıklarına karşı önlem alınabilsin” dedi.

KIZ ÇOCUKLARI DA DOKTORA GÖTÜRÜLMELİ
Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, kız çocuklarının genç kızlığa geçiş dönemlerinde bir kez mutlaka doktora -xxx–xxx–xxx-ürülmeleri gerektiğini de kaydederek, “Karından yapılan ultrasonla yumurtalıkta, rahimde herşey yolunda mı diye bakıyoruz. Büyüme anormallikleri, göğüs gelişim sorunları, kısa kalma, çok uzun olma gibi genç kızları çok etkileyen olaylarla ilgili bir yönlendirme şansımız oluyor. Adet gördükten sonra kızlar 5-6 santim uzuyor. Adeti geciktirebilirsek eğer, bazı kişilerin ailesine veya çevresine göre, çok kısa kalmasını önleyebiliyoruz. Ayrıca sivilcelenme, tüy çıkması, kilo gibi sorunlar da bu check up’la gideriliyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Çamlıbel, kadınların, ergenlik çağlarından ölünceye kadar check up programlarına gitmelerinde fayda olduğunu ifade ederek, “Üreme organlarında riski vardır. Özellikle meme kanseri çok yaygın. Her 7 kadından biri hayatı süresince meme kanseri olacaktır diye kabul ediyoruz. Ama mammografi denilen süper bir alet var. Her kadın, 35 yaşından sonra 2 yılda bir mammografi çektirmelidir. 50 yaşından sonra yılda bir. Smear testi dediğimiz, hem rahim hem de rahim ağzı kanseri için erken uyarı sistemidir. Senede bir kez yapılması gerekir. Yumurtaln ‘jimnastik’ olarak nitelendirerek, “Zevk almak için düzenlık kanseri kadınlarda biraz daha seyrek görülmektedir, ama çok kötü sonuçları oluşmaktadır. Hemen öldürebilen bir ve maalesef onun erken tanısı yok. Tek çözüm, doktora 6 ayda bir gitmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.

MENOPOZDA RİSKİ
Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, menopozun yaklaşık 45′li yaşlardan sonra başlayan ve 50′li yaşlarda biten bir adet dönemi düzensizliğinin son noktası olarak görülebildiğini vurgulayarak, “Yumurtalıklarda yumurta üretimi artık duruyor ve östorojen seviyesi sıfırlıyor. Bu, geriye dönüşü olmayan bir olay. Menopozdaki kadınlara yılda bir smear testi yapılması gerekir. Çünkü riski biraz yükseliyor. Özellikle de meme kanseri. Mutlaka mammagrofi çekilmesi gerekiyor. Kalın bağırsak kanseri 50′li yaşlardan sonra iki numaraya yükseliyor. Mutlaka 5 yılda bir kalın bağırsağa bakılması gerekiyor” diye konuştu.

Kendilerine gelen hastaların yakınmalarına göre, şu anda İstanbul’da cinsellikle geçen en önemli ve yaygın hastalığın, “HPV virüsü” denilen, siğil virüsü olarak adlandırılan ve rahim ağzı kanserine yol açabilen bir olduğunu bildiren Prof. Dr. Çamlıbel, “Buna zamanında müdahale edilmesi gerekiyor ki rahim ağzı kanserine yol açmasın” dedi.

Genital siğillerin sadece cinsellikle geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, “Kaşınır, kızarır ve ele gelir. Siğil oluşan kişiler bunları hisseder. Bunlar bir-iki tane olarak başlayıp çoğalabiliyor. Elma kadar, hatta karnabahar kadar büyüyenleri olabiliyor. yoluyla geçtiği için mutlaka partnerin de muayene ve tedavi olması gerekiyor” diye konuştu.

Tags: , , , , , ,

Nisan
12
2008
7:53 pm
Tags:
Post Meta :

Cinsel sorunların çoğu eşlerin farklı hızda ve tarzda yanıt vermele­rinden ya da cinsel uyarılmaya yanıt verememelerinden kaynaklanır. Er­kek uyanlmaz ve penisi sertleşmezse, eşi cinsel açıdan engellenmişlik duygusu yaşayacak, çekici olmadığı ve reddedildiği duygusuna kapıla­caktır. Kadın cinselliğe karşı ilgisiz-se, sevişmekten kaçınabilir ya da ye­terince uyarılmadığı için cinsel ilişki­nin acı verdiğinden yakınabilir. Bu durumda eşi onu nasıl uyaracağını bilemez ve kendisini başarısız hisse­der.

Erkeklerin elektrik ampulleri gibi hemen yanıt verdikleri, oysa kadın­ların ütü gibi yavaş yavaş ısındıkları söylenir. Böyle eğlendirici sözler in­sanların cinsel ilişkilerindeki karma­şıklığı ve farklılıkları aşırı basite indir­giyor; kendisinin ampule benzeme­diğini düşünen birçok erkeği de in­citebilir! Aslında cinsel dürtünün ka­dında daha fazla olduğu birçok çift vardır.

Geçmişte üzerine birçok araştırma yapıldı; bunların en ünlü­leri Masters ve Johnson ile Kinsey ve Hite tarafından yapılanlardır. Bu anketlerin hepsi erkekte cinsel aktivitenin erken yaşlarda doruğa ulaştı­ğını, genellikle ergenlik çağına denk gelen bu dönemde erkeğin haftada ortalama beş yaşadığını gösteriyor. Kırk yaşlarına gelen er­kekte bu oran haftada iki-üç orgaz­ma düşüyor ve bu sayı yaş ilerledik­çe giderek azalıyor.

Buna karşın, sonuçlar kadınlarda cinsel aktivitenin yirmili yaşların so­nunda ya da otuzlu yaşlarda doruğa ulaştığını ve gerek artış hızının, ge­rekse yaşla azalma hızının erkekler­den çok daha yavaş olduğunu dü­şündürüyor. Ayrıca kadınlarda âdet kanamaları, doğurganlık, gebelik ve menopozun önemli rol oynadığı çok daha karmaşık bir cinsel yaşam var­dır.

“Genel bir davranış kalıbı” bu­lunmasına karşın, bütün araştırma­larda insanların çoğunun ortalama­dan çok farklı olduğu, yıllarca boşal-mayan erkekler ya da günde birkaç kez uyarılan kadınlar bulunduğu gö­rülüyor. Bunun gibi, günde birkaç kez boşalan erkekler yanında, ya­şamları boyunca yalnızca birkaç kez uyarılmış kadınlar da var. Gerçek şu ki, bu “genel davranış kalıbına” uy­gun olup olmamaktansa, kendi cin­selliğinden memnun olmak çok da­ha önemli.

Dinsel ve kültürel inançlar kişile­rin karşısındaki tutumların­da ve kabul edilebilir ya da edilemez saydıkları davranışlarda son derece önemli, belirleyici bir rol oynuyor. Kişi bir davranışın (örneğin kendi kendini tatmin [mastürbasyon]) za­rarsız olduğunu bilse bile, duygusal olarak yine de suçluluk ve pişmanlık duyabiliyor.

Yaklaşık bir kuşak önce cinselliğe erkeklerin kadınlardan daha fazla ilgi duyduklarına inanılır, dolayısıyla er­keğin mastürbasyon yapması, cinsel ilişkileri başlatması, hatta para öde­yerek yapması çok daha hoşgö­rüyle karşılanırdı. Feminizm dalga­sıyla ve kadın haklarının ve kadın so­runlarının kabul edilmesiyle kadın cinselliği çevresindeki tabular kalktı ve artık cinselliğin kadınlarda da er­keklerdeki kadar önemli olduğu bili­niyor. Günümüzde kadınlar kendile­rinin de cinsel istekleri olduğunu, mastürbasyon yaptıklarını ve cinsel fanteziler kurduklarını kabul etmeye daha yatkınlar. 1981 yılında gerçek­leştirilen bir araştırmada görüşme yapılan kadınların yüzde 73′ü 20 ya­şından önce mastürbasyon yaptığını söylüyordu. Aynı araştırmacıların 15 yıl önce, 1966 yılında gerçekleştir­dikleri benzeri bir araştırmada bu ra­kam yalnızca yüzde 46′ydı. Giderek mastürbasyon yapan kadın sayısı mı artıyor, yoksa artık kadınlar bundan daha kolay mı söz edebiliyor?

Tags: , , , , ,

Sonraki Sayfa »
 
| hangisi daha akıllı | | Kime görüneyim | | Ebru gündeş - Menekşe kokulu yarim | | Malt - Gol | | | | Eline Tuu Diyecekmiş… | | Avril Lavigne - No Body’s Home | | Andropoz | | Ramazan Tatlisi | | Linkin Park - A Place For My Head |
Ekle Bunu