Hakkımda Merak ettiĞiniz Şeyler.
Forum Sayfamız..
Bana söyLemek istediklerinizi Burdan Yazabilirsiniz..
Nisan
16
2008
10:50 pm
Tags:
Post Meta :

Yumurtalıkların daha az kadınlık hormonu üretmeye başlayan her kadın belli bir yaşa geldiğinde menopozu yaşar. Ancak gelişen tıp ve teknoloji, bu dönemin hissedilmeden atlatılmasını, hatta olumlu yönlerinin kadınlar tarafından yaşanmasını mümkün hale getirdi. Tabii bu ancak düzenli doktor kontrol ve tedavileri ile mümkün…

Doğal olarak azalmaya başlayan hormonları kısmen yerine koymayı hedefleyen hormon replasman tedavisi, bu dönemde olabilecek riskleri en aza indirebilmekte, yaşam kalitesini arttırmaktadır. Ancak bunun için rutin doktor kontrolleri gerekir. Menopoz adetlerin kesilmesi olarak adlandırılır. Ortalama menopoz yaşı Türkiye için tam olarak bilinmemektedir. Adetlerin ilk başlama yaşı ile menopoz yaşı arasında bir ilişki bulunmaz. Yüksek yerlerde yaşayanlarda ve sigara içen kadınlarda menopoz daha erken yaşlarda başlar. Adet kanamalarının araları menopozdan 2 ile 8 yıl öncesinden uzamaya başlayabilir. Yani adetlerin seyrekleşmesi hemen menopoza girileceğinin bir göstergesi değildir.

MENOPOZDA GÖRÜLEN BELİRTİLER

Adet düzeninin bozulması: Menopoza yaklaşıldığında yumurtlama daha seyrek olmaya başlar. Bu nedenle adet kanamasının miktarı azalır ve gebe kalma olasılığı azalır. Ancak bazen adet kanamasının miktarında tam tersine bir artma görülebilir.Vazomotor bozukluklar: Bunlar ateş basması, terleme, çarpıntı, yüzde ve boyunda kızarıklıklar gibi belirtileri içerir. Bu belirtiler hastaların % 50’sinde görülür, ancak daha sonra görülme oranı gittikçe azalır ve menopozdan 4 yıl sonra hastaların ancak % 20’sinde rastlanır.Psikolojik bozukluklar: Menopoz döneminde sıkıntı, gerginlik ve depresyon gibi psikolojik bozukluklarda artma görülür. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak uyku kalitesi bozulur. Östrojen hormonu uyku kalitesini artırır, uykuya dalma süresini azaltır. Vajina ve idrar yollarının örten tabakalardaki incelmeye bağlı olarak cinsel ilişki sırasında ağrı, kaşıntı ve idrar yapmada zorluk gibi yakınmalar görülebilir. Ayrıca ciltte kollajen dokusunun azalmasına bağlı olarak incelme oluşur. Vajina ve idrar yollarındaki bu belirtiler östrojen tedavisine çok iyi yanıt verir ve tedavinin birinci ayında önemli oranda düzelme görülür. Ancak tam iyileşme 6 ile 12 ay sonra sağlanır.Kemiklerde erime (Osteoporoz): Osteoporoz kemik dokusunun mikroskopik yapısındaki bozukluklar sonucunda kırıklara eğilimin artmasıyla karakterize bir durumdur. Vücutta kemik dokusu “kortikal kemik” ve “trabeküler kemik” olarak ikiye ayrılmaktadır.Trabeküler kemik sırt ve bel kemiğini oluşturan dokudur. Kemik kaybı aslında 20 yaşından sonra başlamakla birlikte, menopoz dönemine kadar görülen kayıp önemsizdir. Menopozdan sonra trabeküler kemikte yılda % 5 ve vücudun total kemik kitlesinde ise yılda % 1-1.5 oranında bir kayıp görülür. Menopozdan 20 yıl sonra trabeküler kemik kitlesinde % 50 ve kortikal kemiklerde % 30 kayıp olur. Bunun sonucunda boyda kısalma ve kırıklara eğilimde artma görülür. Kemik kaybının önlenmesinde yaşam şeklinin önemi vardır. Menopoz dönemindeki kadınlara günde 2-2.5 km. yürüyüş önerilmekte ve bunun tedavinin etkinliğini artırdığı düşünülmektedir. Ayrıca alkol ve sigara kullanımından kaçınılması gerekir. Özellikle sigara kullanımı kemik kaybını artırmaktadır.: Menopozda vajinada kayganlığı sağlayan sıvıda bir azalma olur ve vajina dokusundaki incelmeye bağlı olarak esneklik azalır. Bunların sonucunda cinsel ilişki sırasında aşırı, kuruluk, vajinada daralma, yanma, tahriş ve ilişki sonrası damlama şeklinde kanama görülebilir. Ancak bu belirtiler hastanın cinsel aktivitesi ile de ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda bu belirtiler daha az görülürken, ilişki sıklığı azalan hastalarda bu bozukluklarda daha hızlı bir ilerleme görülmektedir.

TEDAVİ

Menopozun tek bir “tedavi”si yoktur. Aslında yapılmaya çalışılan bu hormonal değişimin vücutta çeşitli sistemlerde yaptığı istenmeyen değişiklikleri önlemek ve hayat kalitesini yüksek tutmaktır.Menopoz tedavisinin asıl ilacı östrojen olmakla beraber değişik nedenlere östrojen alamayanlarda sadece progesteron ya da kemik yoğunluğunu arttırmaya bir miktarda olsa faydası olan spreyler veya haplar kullanılabilir.Özellikle bütün menopozdaki kadınların kemik yoğunluğunu korumak için bol miktarda süt ve süt ürünleri tüketerek kalsiyum alımını arttırmaları ve düzenli olarak egzersiz yapmaları önerilmektedir.

MENOPOZDA BESLENME

Özellikle menopoz döneminin sonundaki kişilerde sıkça görülen osteoropozu (kemik yapısının bozulması) hafif geçirmek için bu dönemde tüketilen besinlere ve fiziksel aktivitelere dikkat edilmesi gerekir.Kemik yapısında bulunan bazı besin öğelerinin uzun vadede yetersiz alınmaları veya emilim bozuklukları sorunun besinsel kısmını oluşturuyor. Yüksek lifli diyetler, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hatalı beslenme ve kalsiyum eksikliği osteoporoz için zemin oluşturuyor. Bu dönemde idrar yoluyla kalsiyum atılımı fazla olduğundan, diyet uygulanarak kalsiyum alınması gerekiyor. Kalsiyum açısından en iyi kaynak peynir, yoğurt gibi süt ürünleri. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez de kalsiyum bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.

Menopozla İlgili Yanlış Bilgiler

Östrojen tedavisi kalp hastalıklarına neden olur.-Aksine kalp hastalıklarını ve kemik erimesini önler. Östrojen tedavisi rahim kanserine neden olur.-Tedaviye uygun dozda progesteron eklendiğinde rahim kanserinde bir artışa kesinlikle yol açmaz. Menopoz döneminde cinsel hayat biter.-Bu tamamen hastanın cinsel aktivitesiyle ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda menopozu daha rahat geçirmektedirler.

Tags: , , , , , , , ,

Nisan
12
2008
8:02 pm
Tags:
Post Meta :

Kadir Has Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, kadınların cinsel açıdan kendini tanımadığını belirterek, en temel sorunun, ‘Soğukluk, zevk almama ve olamama’ olduğunu söyledi.

Türkiye’de, evli olmalarına rağmen senelerdir ilişkiye girememiş kişiler bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, “Bu yüzden çocuk sahibi olamamak ve toplumdan uzaklaşmak, depresyona girmek gibi sorunlarla karşılaşıyoruz” dedi. Normal doğum yapan kadınların yüzde 40′ının idrar, yüzde 20’sinin de gaz ve dışkı kaçağı sorunu yaşadığını kaydeden Prof. Çamlıbel, “İnanılması güç ama, çocuk beziyle gezen kadınlar bile var. Artık çok küçük bir ameliyatla bu sorunu çözüme kavuşturabiliyoruz” diye konuştu. Prof. Çamlıbel, sadece cinsellikle geçen genital siğillerin de zamanında müdahale edilmemesi halinde rahim ağzı kanserine yol açabileceği uyarısında bulunurken, menopozdaki kadınlara yılda bir smear testi yapılması ve mammagrofi çekilmesi gereğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de erkekler kadınları çok iyi tanımadığı için, kadınların kendilerini tanımalarının biraz zor olduğunu ifade ederek, “Tabii bu, bizim çok ekmek yememiz gereken bir konu. Bu konuda çok fazla uzman da yok, bilgi de yok, bilgilendirme de yok. Bize çok sık gelen bir şikayet bu. Genellikle hastalarla sohbette tesadüfen bunu öğreniyoruz. Hastalarımızın büyük bölümünde konusunda olumlu yanıt alamıyorum” diye konuştu.
En temel sorunun, ‘Soğukluk, zevk almama ve olamama’ olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çamlıbel, “‘Hiç canım istemiyor. Eşimle bu yüzden tartışıyoruz. Bana birşey sormasa ben iki sene böyle otururum evde’ diyen kadınlar o kadar çok ki, inanılmaz” dedi.

“CİNSELLİK, ZEMBİLLE GELMİYOR”
Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, cinselliği, ‘jimnastik’ olarak nitelendirerek, “Zevk almak için düzenli yapmak lazım. Oturduğunuz yerden gökten zembille gelmiyor bu. Siz düşüneceksiniz, siz yapacaksınız. Vücudunuzu tanıyacaksınız. Karşınızdakine de bunu gösterecek ve uygulayacaksınız” diye konuştu.

Bu konudaki hayretini, “Türkiye’de öyle vahim durumlar var ki” sözleriyle ifade eden Prof. Dr. Çamlıbel, evlenmelerine rağmen senelerdir ilişkiye girememiş kişiler bulunduğunu anlattı. Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, şöyle dedi:

“Bu yüzden çocuk sahibi olamamak ve toplumdan uzaklaşmak, ailelerden uzaklaşmak, depresyona girmek gibi sorunlarla karşılaşıyoruz. Türk kadınının ve Türk erkeğinin bu konuda katetmesi gereken çok yol var. Bu kişiler bize geldiklerinde, açıkçası çok fazla katkıda bulunamıyoruz. Ama cinsel fonksiyon bozuklukları uzmanı da Türkiye’de maalesef çok yok.”

İDRAR VE GAZ KAÇIRMA SORUNU
Kadir Has Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, normal doğumdan sonra idrar kaçağının yüzde 40′lara vardığına, gaz ve dışkı kaçağının ise yüzde 20 oranında olduğuna dikkat çekerek, “Ve bu durum kalıcı. Yani mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Ancak bu durum, genellikle kadınlar tarafından saklanıyor. Hasta ne kocasına, ne çocuğuna, ne de bir akrabasına durumunu anlatıyor. Biz bile çoğu zaman tesadüfen öğreniyoruz. Bunu söylememe nedenlerinin başında ‘utanma’ geliyor. Nasıl olsa bu, doğumdan sonra kendinde kalan bir durum olarak kadın tarafından kabul ediliyor ve benimseniyor. İnanılması güç ama, çocuk beziyle gezen kadınlar bile var. Artık çok küçük bir ameliyatla bu sorunu çözüme kavuşturabiliyoruz. Bazen ameliyat, bazen ilaç, bazen de sporla bu durum tedavi edilebiliyor” diye konuştu.

Türkiye’de genellikle kadınların hamile kaldıktan sonra doktora geldiğini belirten Prof. Dr. Çamlıbel, “Oysa hamile kalınmadan birkaç ay önce gelinmeli ki, bazı testler yapılsın. Beklenmedik şeker hastalıkları, beklenmedik kromozom hastalıklarına karşı önlem alınabilsin” dedi.

KIZ ÇOCUKLARI DA DOKTORA GÖTÜRÜLMELİ
Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, kız çocuklarının genç kızlığa geçiş dönemlerinde bir kez mutlaka doktora -xxx–xxx–xxx-ürülmeleri gerektiğini de kaydederek, “Karından yapılan ultrasonla yumurtalıkta, rahimde herşey yolunda mı diye bakıyoruz. Büyüme anormallikleri, göğüs gelişim sorunları, kısa kalma, çok uzun olma gibi genç kızları çok etkileyen olaylarla ilgili bir yönlendirme şansımız oluyor. Adet gördükten sonra kızlar 5-6 santim uzuyor. Adeti geciktirebilirsek eğer, bazı kişilerin ailesine veya çevresine göre, çok kısa kalmasını önleyebiliyoruz. Ayrıca sivilcelenme, tüy çıkması, kilo gibi sorunlar da bu check up’la gideriliyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Çamlıbel, kadınların, ergenlik çağlarından ölünceye kadar check up programlarına gitmelerinde fayda olduğunu ifade ederek, “Üreme organlarında riski vardır. Özellikle meme kanseri çok yaygın. Her 7 kadından biri hayatı süresince meme kanseri olacaktır diye kabul ediyoruz. Ama mammografi denilen süper bir alet var. Her kadın, 35 yaşından sonra 2 yılda bir mammografi çektirmelidir. 50 yaşından sonra yılda bir. Smear testi dediğimiz, hem rahim hem de rahim ağzı kanseri için erken uyarı sistemidir. Senede bir kez yapılması gerekir. Yumurtaln ‘jimnastik’ olarak nitelendirerek, “Zevk almak için düzenlık kanseri kadınlarda biraz daha seyrek görülmektedir, ama çok kötü sonuçları oluşmaktadır. Hemen öldürebilen bir ve maalesef onun erken tanısı yok. Tek çözüm, doktora 6 ayda bir gitmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.

MENOPOZDA RİSKİ
Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, menopozun yaklaşık 45′li yaşlardan sonra başlayan ve 50′li yaşlarda biten bir adet dönemi düzensizliğinin son noktası olarak görülebildiğini vurgulayarak, “Yumurtalıklarda yumurta üretimi artık duruyor ve östorojen seviyesi sıfırlıyor. Bu, geriye dönüşü olmayan bir olay. Menopozdaki kadınlara yılda bir smear testi yapılması gerekir. Çünkü riski biraz yükseliyor. Özellikle de meme kanseri. Mutlaka mammagrofi çekilmesi gerekiyor. Kalın bağırsak kanseri 50′li yaşlardan sonra iki numaraya yükseliyor. Mutlaka 5 yılda bir kalın bağırsağa bakılması gerekiyor” diye konuştu.

Kendilerine gelen hastaların yakınmalarına göre, şu anda İstanbul’da cinsellikle geçen en önemli ve yaygın hastalığın, “HPV virüsü” denilen, siğil virüsü olarak adlandırılan ve rahim ağzı kanserine yol açabilen bir olduğunu bildiren Prof. Dr. Çamlıbel, “Buna zamanında müdahale edilmesi gerekiyor ki rahim ağzı kanserine yol açmasın” dedi.

Genital siğillerin sadece cinsellikle geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, “Kaşınır, kızarır ve ele gelir. Siğil oluşan kişiler bunları hisseder. Bunlar bir-iki tane olarak başlayıp çoğalabiliyor. Elma kadar, hatta karnabahar kadar büyüyenleri olabiliyor. yoluyla geçtiği için mutlaka partnerin de muayene ve tedavi olması gerekiyor” diye konuştu.

Tags: , , , , , ,

Ocak
9
2008
3:00 pm
Tags:
Post Meta :

Özel Ege Lisesi’nde, Ege Lösemili Çocuklar ve Onkoloji Derneği işbirliği ile düzenlenen “Çocukluk Çağı Lösemi ve Kanserleri” konulu bilgilendirme toplantısında her yıl 18 yaş altında 3 bin 700 beklendiği belirtildi.

Öğrenci velilerini bilgilendirmek amacıyla, “1. sınıflar Toplum Hizmetleri Projesi” çerçevesinde yapılan toplantıda konuşan Ege Üniversitesi (E.Ü.) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar, kanserin genetik bir olduğunu belirterek, Türkiye’de 18 yaş altındaki çocuklarda her yıl 3 bin 700 beklendiğini kaydetti.

Kansere yakalanmamak için özellikle yüksek gerilim hattına sahip yerlerden ve elektro manyetik alanlardan uzakta durulmasını tavsiye eden Doç. Dr. Kantar, “Cep telefonlarını bugün gönül rahatlığı ile kullanabiliyoruz. Bugünün bilimsel verilerinde, cep telefonunun kansere yol açtığına dair kesin bir kanıt yok. Fakat unutmayalım ki, bugünün bilimsel doğruları, yarının yanlışları olabilir” dedi.

Yaş ilerledikçe kansere yakalanma riskinin arttığını söyleyen Doç. Dr. Kantar, “Dört kilonun üstünde doğan bebeklerde, böcek ilaçları temasları, düzensiz beslenme, gebelikte kahve, sigara, alkol kullanımı kansere yakalanma riskini arttırıyor. Ayrıca sağlıklı beslenerek gelecek yıllara yatırım yapmış oluyorsunuz. İnsanın en önemli varlığı sağlığıdır” şeklinde konuştu.

Gelişmekte olan ülkelerde nüfusun yarıya yakınının bulaşıcı hastalıklardan öldüğünü dile getiren E.Ü. Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Anacak, Batı Avrupa ve Amerika’da kanserden ölenlerin oranının, enfeksiyon yüzünden ölenlerin oranından daha fazla olduğunu ayrıca kanserli çocuk sayısında da gelişmiş ülkelerden, az gelişmiş ülkelere doğru oranın arttığını belirtti. ABD’de yüzde 1 oranında kanserli çocuk ölümüne rastlanıyorsa, Mısırda bu oran yüzde 6 olduğunu vurguladı. Kanserin tedavi edilebilir bir olduğunu belirten Doç. Dr. Anacak, “Zengin ülkelerde çocuk ölümleri fakir olan ülkerlerdeki ölümlerden daha az görülmektedir. Fark tedavinin başarısızlığından ve ekonomik yetersizliklerden dolayı giderek açılmaktadır” diye konuştu.

Tags:

Ocak
9
2008
2:56 pm
Tags:
Post Meta :

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Pata, bağırsaklarda ve anüsde bazı hastalıklara ve şikayetlere neden olabilen kabızlığın tedavi edilmezse kansere yol açabileceğini belirtti.

Doç. Dr. Cengiz Pata, akut kabızlığın ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini, bu nedenle acil olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, toplumda birçok insanda görülebilen kabızlığın tedavi edilmediği durumlarda kansere bile neden olabileceğini vurguladı. Pata, rektal kanama, karın ağrısı ve krampları, bulantı ve kusma ile istemsiz kilo kaybının kabızlığa eşlik etmesi durumunda, dikkatli olunması ve acil olarak gastroenteroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.

Pata, dışkının çok koyu renkli ve çok kötü kokulu olmasının yanlış beslenmenin ya da herhangi bir bağırsak hastalığının belirtisi olduğunu kaydederek, şu ifadelere yer verdi:

“Dışkıyı çıkarmakta zorlanmak, sert dışkı, gaz-şişkinlik, karın bölgesinde ağrı, 3 günden daha uzun aralıklarla dışkı çıkarmak, dışkı çıkarırken anüste ağrı, nadir tuvalet ihtiyacı hissetmek, dışkı çıkardıktan sonra hala içeride bir şey kalmış hissi ve anüste şişlikler olması kabızlığın belirtileridir. Kabızlığın nedenleri ise; yeterli su içmemek, yanlış beslenme, hareketsizlik, aşırı yemek, bağırsak hastalıkları, hemoroidler, kas zayıflığı, bazı ilaçlar, prostat sorunları, stres, yeme biçiminde değişiklik, bazı diyetler, uzun süren yolculuklar, barsak fonksiyonel hastalıkları, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarıdır.”

Pata, kabızlık sorununun ortadan kaldırılması için lif zengini yiyecekler olan çiğ sebzeler, meyve, hububat, kepek gibi besinlerin tüketilmesini önererek, lifli besinlerin bağırsakların çalışmasını hızlandırdığını belirtti. Liften zengin besinlerin bağırsaktaki toksinlerin, maya mantarlarının ve yapıcı bakterilerin oluşmasını azalttığını kaydeden Pata, lifli yiyecekler kadar su tüketiminin de önemli olduğunu vurguladı.

Kalın bağırsağın her gün en az 1,5 litre suya ihtiyacı olduğunu bu nedenle yetişkin bir insanın günde 1.5-2 litre su içmesi gerektiğini belirten Pata, genç hastaların kabızlığın uzun sürmesi durumunda, 50 yaş üzeri hastaların ise kabızlık belirir belirmez bağırsak tetkiki için bir gastroenteroloji uzmanına görünmeleri gerektiğini belirtti.

Tags: ,

Ocak
9
2008
2:50 pm
Tags:
Post Meta :

Sigara, alkol ve hava kirliliğinin tetiklediği gırtlak kanseri gençler ve kadınlar arasında da artış gösteriyor. Erken teşhisle boğazın delinmesi önleniyor.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Akçalı, ”genelde 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülen gırtlak kanserinin artık gençlerde ve kadınlarda da artış gösterdiğini” bildirdi.

Prof. Dr. Akçalı, gırtlağın, boğazın hemen altında ve yutak önünde bulunan, ses tellerinin bulunduğu bir organ olduğunu, bu organın gıdaları tüketirken besinlerin nefes borusuna kaçmasını engellediğini vurguladı. Tüm türlerinde olduğu gibi gırtlak kanserinde de önceki yıllara göre artış olduğunu, erkeklerde yüzde 10-15 kadınlarda ise yüzde 2 civarında görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Akçalı, ”Genelde 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülen gırtlak kanseri, gençlerde ve kadınlarda da artış gösterdi. 30-40 yaşlarında gırtlak kanserli hastalara rastlanıyor” dedi.

Prof. Dr. Akçalı, sigara, alkol ve hava kirliliğinin gırtlak kanserinin oluşumunu tetikleyen faktörler olduğunu ifade ederek, ”Kadınlar ve daha çocuk yaşlarda sigara içiminin yaygınlaşmasının, hastalığın bu kesimi de kapsamasında önemli etken olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Erken teşhiste tedavide yüzde 100 sonuç alındığını, ancak ilerleyen aşamalarda tedavinin güçleştiğini, hatta, gırtlağın tamamen çıkartılmasının söz konusu olduğunu ifade eden Prof. Dr.Akçalı, ”Bu durumda hastanın nefes alabilmesi için boğazında kalıcı delik oluşturmak zorunda kalıyoruz” dedi.

Prof. Dr. Çağatay Akçalı, gırtlak kanserinin hastanın yaşam kalitesini büyük oranda düşürdüğünü, ses kısıklığı nedeniyle hastanın çevresiyle iletişim kuramaması ve konuşma yeteneğini kaybetmesine neden olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

”Gırtlak kanserinin belirtileri, hastalığın organ içindeki yerleşimine ve büyüklüğüne bağlıdır. Ancak, genel belirtileri arasında uzun süren ses kısıklığı ilk sırada gelir. Yutkunma güçlüğü, boğazda takıntı ve ağrı hissidir. Ancak, gırtlağa yerleşen tümörün çapı büyükse bu yutma sırasında ağrıya, kanlı balgama ve nefes darlığına da yol açabilir.” Prof. Dr. Akçalı, özellikle sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklarından vazgeçemeyenlerin mutlaka yılda bir kez de olsa birkaç dakika süren kontrolü ihmal etmemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Tags: ,

Sonraki Sayfa »
 
| Sagopa Ve Ceza Nickleri | | Yeşil Mercimekli Salata | | YE # 27 KARADENİZ YEMEKLERİ / 1. ON LEZZET DURAĞI | | TV kartı uzmanı Avermedia, Kont ile anlaştı. | | Şebnem Ferah - Artık Kısa Cümleler Kuruyorum | | Çocuğunuz sizi ele geçirmesin | | GEBELİKTE UYKU DÜZENİ | | Kazım Koyuncu - Denizde Karartı Var | | Pinhani - Yalandan da Olsa | | Çok iyi |
Ekle Bunu