Hakkımda Merak ettiĞiniz Şeyler.
Forum Sayfamız..
Bana söyLemek istediklerinizi Burdan Yazabilirsiniz..
Nisan
18
2008
11:07 am
Tags:
Post Meta :

Özellikle de erkeklerde cinsel istek azlığı sorun teşkil ediyor. Peki sebepleri ne? İşte yanıtlar…

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Cinsel İşlev Merkezi Direktörü Doç. Dr. Uğur Yılmaz sizlerden gelen soruları yanıtladı:

Yüksek testosteron erkekler için bir sorun mudur?
Eğer aşırı derecede yüksekse, bu bir hastalığın belirtisi olabilir ve araştırılması gerekir. Örneğin; böbrek üstü bezlerinde bir sorun olabilir veya testis tümörü oluşmuş olabilir. Bunun dışında, testosteronun yüksek olması erkekler için bir sorun değildir.

Testosteron seviyemizi herhangi bir laboratuvarda ölçtürebilir miyiz? Düşükse, ilaç almak çözüm müdür?
Elbette ölçtürebilirsiniz. Sabah aç karnına gitmenizi öneririm. Özellikle saat 08.00-10.00 arasında ölçüm yaptırmanız gerekir. Bu saatler testosteronun en yüksek olduğu saatlerdir, daha sonra düşer. Düşük çıkması halinde kendi başınıza ilaç almanız tehlikeli olabilir, lütfen bunu denemeyin. Değerleriniz düşükse mutlaka bir üroloğa başvurun.

30 yaşındayım. Düzenli spor yapıyorum. Vücudum son derece fit ancak cinsellikten son dönemde soğudum. İlaç kullandığım halde çok etkili olmadı. Testosteron seviyemi ölçtüreyim mi?
Cinsel isteğin azalmasında tek etken testosteronun düşüklüğü değildir. Cinsel isteği azaltan diğer sebeplerin de araştırılması gerekir. Cinsel istek anlayışınızı değiştirmeniz gerekebilir.

EVLENDİM ÇOK DEĞİŞTİM
40 yaşındayım. 2 yıl önce bekarken, cinsellikten çok hoşlanıyordum. Şu anda çekici gelmiyor. Sizce bunun testosteronla ilgisi olabilir mi?
Elbette olabilir. İlerleyen yaşla birlikte erkeklerde testosteron seviyesi azalabilir. Evli erkeklerde testosteronun azaldığına dair araştırmalar da var. Eğer öyle bir durum varsa laboratuvar testlerine göre, testosteron replesman tedavisi uygulanabilir. Rastgele testosteron tedavisi yanlıştır.

Doktora gittim testosteron seviyem düşük çıktı. Sizce viagra bana iyi gelir mi?
Viagra ile testesteron arasında bir ilişki yoktur. Testosteron seviyeniz düşükse bu tür ilaçların çok etkisi olmaz. Eğer gerekli ise doktor gözetiminde testosteron tedavisi daha sağlıklı sonuç verir. Bazen testosteron tedavisinin yanında bu tip ilaçlar da kombine uygulanabilir.

İki yıl önce prostat kanseri tedavisi gördüm. Şu an testosteron seviyem çok düşük. konusunda çok istekli değilim. Doktor testosteron tedavisini öneriyor. Ancak çok tereddütlüyüm. Ne yapayım?
Testosteron erkek fizyolojisi için önemli olmasına rağmen, prostat bezinde kanserin gelişiminde de rol alır. Prostat kanseri tespit edilen durumlarda testosteron tedavisi sakıncalı görünüyor. Testosteron seviyesindeki düşüklüğün sebebi kullanılan ilaçlar ise onların değiştirilmesi faydalı olabilir. Bu sıkıntınızı mutlaka doktorunuzla paylaşın. Riskiniz sürüyorsa testosteron tedavisine başlamanız sorun olabilir. Ancak doktorunuz riskin tamamen bittiğini düşünüyorsa, o zaman bu tedaviden yararlanılabilir.

EŞİM AZGIN TEKE GİBİ
Eşim 55 yaşında. İki yıldır başka kadınlar nedeniyle ayrılma noktasına geliyoruz. Sizce andropoza mı girdi? Ondaki kişilik değişiminin testosteronla ilgisi olabilir mi? 50 yaşından sonra birden testosteronu mu yükseldi? Ne yapmalıyım?
50 yaşın üzerinde bir erkekte normalde testosteron seviyesinde bir düşme beklenebilir. Buna ‘ileri yaşta androjen yetersizliği sendromu’ gibi isimler verilir. 50 yaşın üzerindeki eşinizle olan ilişkinizdeki değişimler, psikolojik nedenlerden olabilir. Eşinizin diğer bayanlara olan ilgisi de bundan kaynaklanabilir. terapisti ve aile terapisti ile konuşmanız duruma kalıcı ve yapıcı bir çözüm getirebilir. Bu sorunu yalnızca fizyolojiye bağlamak size daha kolay gelebilir ama bu tür durumlar daha karmaşıktır.

Çok fazla yemek yemediğim halde göbek çevremden kilo alıyorum. Formum bozuldu. Cinsel isteğim azaldı. Düşük testosteronun tüm özelliklerini gösteriyorum. Sizce ilaç tüm bunlara yanıt verebiliyorsa, hemen alıp kullanmaya başlayayım mı?
Kilo vermeniz, egzersiz yapmanız ya da yaşam tarzınızda değişiklikler yapmanız çok daha faydalı olur. Eğer, testosteron seviyesinde ciddi düşme olduğunu düşünüyorsanız, bir endokrin hastalıkları uzmanından yardım almanız yararlı olabilir. Ya da bu kuşkularınızdan kurtulmak için basit bir kan tahlili yaptırın. Kişinin kendi kendine testosteron tedavisi yapmasının, yarardan çok zarar getireceğine inanıyorum. Tedaviye lütfen kendiniz karar vermeyin. Seviyenizde bir sorun varsa, size ürolağa gitmenizi öneririm.

Eşim testosteron jel kullanıyor. Ben bundan etkilenmemek için dokunmaktan kaçınıyorum. Üstüne sürekli tişört giyiyor. Bu jel, bana değen noktalarda kıllanma yapar mı? Sizce benim etkilenmemem için ilaç veya iğne kullansa daha mı iyi mi olur?
Kısa bir süre sonra bu jel emilip kana karışıyor. Aradan birkaç saat geçtikten sonra jel sürülürken kıllanmaya yol açmaz. Bu nedenle daha çok sabahları kullanılmasını öneririz. Ancak yine de kuşkularınız varsa eşiniz, eşinizin doktoru ve siz bir araya gelerek bu konuyu konuşun. Elbette ki tedavi için jel kullanımından başka seçenekler de var. Mesela enjeksiyon tedavisi 3 ayda bir uygulanıyor ve son derece yararlı oluyor. İlaç tedavisi de uygulanabilecek yöntemler arasında yer alıyor.

Günaydın- Esra Tüzün

Tags: , , , , , ,

Nisan
18
2008
12:23 am
Tags:
Post Meta :

Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel tiksinti bozukluğu
Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel ağrı bozuklukları

Cinsel istek bozuklukları
Cinsel istek genellikle cinsel yanıt döngüsünün ilk evresi olarak değerlendirilir. İstek sadece psikolojik bir durum gibi görünse de sıklıkla hormonal dengesizlik ya da tedavi gibi fiziksel durumlardan etkilenmektedir.

Azalmış cinsel istek Azalmış cinsel istek sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması).

Kişinin yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevselliğini etkileyen etkenler göz önünde bulundurularak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varılır. İstek burada cinsel içerikli rüyalar ve fanteziler, materyele ilgi, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olma, olası çekici cinsel eşlere yönelik dikkatin olması ve cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığının olması gibi durumları kapsamaktadır. isteğin olması çeşitli faktörlere bağlıdır: biyolojik güdü, yeterli özgüven, cinsellikle ilgili önceki deneyimlerin olumlu olması, uygun bir cinsel eşin olması birlikte olunan kişi ile dışındaki alanlarda da iyi bir ilişkinin olması. Bu alanların herhangi birinde sorun olması cinsel isteğin azalması ile sonuçlanabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğu bazı durumlarda tüm cinsel eşlere ya da tüm cinsel aktivitelere genellenebilir. Genellikle diğer cinsel sorunlarla ( olamama, kayganlaşma olmaması gibi) birlikte görülse de cinsel isteği az olan bazı kişiler cinsel olarak uyarılır ve orgazma ulaşırlar.

Cinsel istek azalması hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Cinsel isteği azaltan fiziksel faktörler yaşlanma, bazı ilaçlar, ağrı, alkolizm, böbrek yetmezliği, kronik hastalıklar, nörolojik durumlar ve hormonal dengesizliklerdir. Psikolojik nedenler arasındaki stres, kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar, beden imgesiyle ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon isteği azaltabilir. İlişki ile ilgili sorunlar (güç çekişmesi, çatışma, düşmanlık), cinsel travma (tecavüz), önemli yaşam olayları (ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi) ve cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların eşleşmesi gibi durumlar da önemlidir. Bazen cinsel istek azalması bir ilişkideki bozulmanın işareti olabilir.Öfkeli, korkulu ya da zihni dağınık kişiler genellikle cinsel yakınlık için istek duymazlar. Cinsellikten uzun süre uzak kalmak da cinsel dürtüyü bastırabilir.

Cinsel isteğin az olması kadınlarda cinsellikle ilgili en yaygın şikayetlerdendir. Kadınların yaklaşık %33′ünün hayatlarının bir döneminde cinsel ilgi ya da istek azalmasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Yaş gruplarına göre sıklık değişmektedir. 18-24 yaşları arasındaki kadınların %32’si cinsel istek azlığından etkilenirken bu oran 30-34 yaş grubunda %29.5 ve 35-39 yaş grubunda %37.6′dır. Cinsel isteğin ne kadarının normal olduğunu söylemek zordur. Genelde klinisyen bir çok faktörü-kültürel bağlamda ilişkinin özellikleri gibi- bir arada değerlendirmelidir. Ayrıca cinsel eşin cinsel istek düzeyi de-eşlerden birindeki aşırı isteği belirlemek için değerlendirilmelidir. Bu arada eşlerin birbirinden farklı cinsel istek düzeylerinin olması herhangi birinde psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Cinsel temas ve doyum gereksinimi kişilere göre değişebildiği gibi aynı kişide de zaman içinde farklı olabilir. Genel toplomda cinsel istek azlığının % 20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Cinsel tiksinti bozukluğu
Cinsel isteğin daha şiddetli bir derecede ortadan kalkmasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan bireyler cinsel aktivetelerden kaçınırlar, kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur. Böyle bir sorunu olanlarda cinsel uyaranlara yanıt çok geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Bu sorun travma sonrası stres bozukluğu gibi başka psikolojik sorunlarla birarada görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.

Kadınlarda cinsel isteği artırmanın yolları
Sorunun karmaşıklığı ve bireylere özgü oluşu göz önüne alındığında işe yarayan tek bir yöntem olamayacağı açıktır. İçlerinde Viagra (sildefanil) de olmak üzere cinsel uyarılma üzerine etkili olduğu düşünülen bir grup ilaç araştırılmaktadır. Bu ilaçların çoğu genital bölgedeki kan akımını artırarak etkili olmaktadırlar. Hem kadınlar hem de erkeklerde testosteron libido açısından önemli olduğundan cinsel istek azalmasının tedavisinde kullanımı araştırılmıştır. Kadınlarda yaşla testosteronun azaldığı göz önüne alındığında zaman içinde libidolarında belirgin bir düşüş farkeden kadınlarda yararlı olabilir. Ancak cinsel istek azalması olan kadınların çoğunda testosteron düzeylerinin normal olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Testosteron tedavisi ile karaciğer hasarı, kalp hastalığı riskinde artış gibi yan etkiler oluşabileceği de dikkate alınmalıdır. Seçici östrojen agonistleri premenapozal ve postmenapozal kadınlarda cinsel isteği artırabilir. Cinsel aktiviteden bir kaç saat önce alınan metilfenidat gibi uyarıcılar antidepresan tedaviye ikincil cinsel işlev bozukluğu olan hastalarda cinsel yanıtın dört evresini de artırmıştır. Ancak uyarıcıların tedavide yeri belirsizdir. Bağımlılık, aritmi gibi yan etkileri de gözönünde bulundurulmalıdır.

Cinsel istek ile ilgili çalışmaların zor olmasının nedenlerinden biri cinsel döngünün bu ilk evresine eşlik eden açık fiziksel değişikliklerin olmamasıdır. Cinsel döngüde gözlenen normal fiziksel değişiklikler ikinci evre olan uyarılma evresine dek başlamazlar. Azalmış cinsel istek bozukluğu tedaviye en dirençli cinsel işlev bozuklukları arasındadır. Çoğu hastada duyumsal keşif alıştırmaları etkili değildir. Davranışçı yaklaşımdan çok psikodinamik yaklaşımla hastaya cinsel sorunların kökenini anlaması ve cinsel hazzın önündeki engelleri aşması için yardımcı olmak gerekebilir. Daha önce deneyimi olmayan kadınlar için alıştırmaları iyi bir yol olabilir.

Feromonların cinsel istek bozukluklarının tedavisindeki yeri de giderek daha fazla araştırılmaktadır. Bunlar dışında eğitim amaçlı videolar da yararlı olabilir. Ancak cinsel tiksinti bozukluğu olanlarda videolar kaygıyı artırabileceği için önerilmez.

Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılma cinsel yanıt döngüsünün ikinci evresidir. Cinsel uyarılmanın kesin olarak psikolojik bir yönü olsa da aynı zamanda fizyolojik değişikliklerin görüldüğü ilk evredir. Kadınlarda genellikle pelvik bölgeye kan akımının olması, vajinal ıslanma ve genişleme ile dış genitallerin şişmesi ile karakterizedir. Bu değişikliklerin altında yatan mekanizma çok açık olmasa da cinsel uyarılma otonom sinir sisteminin uyarılması ile ilişkilidir.

Kadın Cinsel Uyarılma Bozukluğu (KCUB) Cinsel yanıtın genel uyarılma yönünün ortadan kalkmasıdır. Bu durumda kadınlarda vaginal kayganlaşma ya da genişleme olmadığı gibi duyumlar da hissedilmez. Fiziksel temas tiksindirici gelebilir veya belli bir noktaya dek temas zevk verebilir. Uyarılma sorunu olduğunda orgazmla ilgili sorun da olacaktır. Bir araştırmada mutlu bir evlilikleri olan kadınların % 33′ü cinsel uyarılmayı sürdürmede zorluk tanımlamışlardır. Bütün işlev bozuklukları gibi KCUB da cinsel uyarıma yanıtı olan bir kadında yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilir ya da en başından beri yanıt olmayabilir. İşlev bozukluğu yalnız belli durumlarda görülebilir ya da genelleşmiş olabilir. Örneğin; yaşam boyu ve durumsal KCUB olan bir kadın her zaman uyarılma güçlüğü yaşayacak ve bu yalnızca eşiyle ortaya çıkacaktır.

Masters ve Johnson normal tepki veren kadınların özellikle adet öncesi dönemde istekli olduğunu bulmuştur. Yakın zamanlı bir araştırma da bu sorunu yaşayan kadınların adeti izleyen dönemde daha istekli olduğunu belirlemiştir. Bir üçüncü grup kadının da tam yumurtlama (ovulasyon) döneminde en yoğun cinsel uyarılmayı hissettiği belirtilmektedir.

Cinsel uyarılma ile ilgili sorunlar bazı fiziksel durumlar ve yaşam dönemleri ile ilişkili olabilir. Diyabet, sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve sinir hasarı hem kadın hem de erkekte cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyebilir. Emziren kadınlarda vajinal ıslanmada azalma olabileceği belirtilmiştir. Menapoz döneminde ve sonrasında östrojenin azalması da uyarılmayı zorlaştırabilir. Bazı ilaçlar da uyarılmayı bozabilir. Antidepresanlar, antihipertansifler ve antihistaminikler sıklıkla bu yan etkiye sahiptir.

Bu işlev bozukluğunun en yaygın nedenleri arasında suçluluk ve düşmanlık yer almaktadır. Suçluluk genellikle cinsel ilişkiden hoşlanma isteği ile bunu yapmaktan duyulan korku arasındaki iç çatışmayı içine alır. Düşmanlık sıklıkla eşle ilgilidir. Kadında cinsel uyarılmayı artırmaya yönelik tedaviler Genital bölgeye kan akımını artırarak ya da ıslanmayı kolaylaştırarak etkinlik gösteren ürünler üzerine denemeler sürse de bunlar henüz deneysel düzeydedir. Bazı vazodilatör kremlerin cinsel uyarılmayı düzeltici etkisi sınanmaktadır. Sempatik sinir sistemini uyaran ilaçlar, yohimbin, sildefanil gibi ağızdan kullanılan ilaçlar da araştırılmaktadır. Bu ilaçlar kan akımını artırarak ya da sinir sisteminin bazı bölümlerini uyararak çalışırlar. Efedrin cinsel uyarılmayı ve ı artırabilir. Ancak bu konuda çalışmalar sınırlıdır. Yan etkiler de kullanımı kısıtlamaktadır.

Trazodonun cinsel uyarılmayı artırabildiği belirtilmektedir. Öte yandan kadınlarda depresyon tedavisinde cinsel yan etkileri olmayan antidepresanlar seçmek de önemli görünmektedir.Nefazodon ve mirtazapin bu yönden daha güvenlidir. Kadın Orgazmik Bozukluğu Kadın cinsel yanıtının kısmıyla ilgili bir bozukluktur. Bu durumda kadın cinsel olarak uyarılır ancak odaklanma, yoğunluk ve süre yeterli olduğu halde orgazma ulaşamaz. Yaşam boyu bozukluğunda kadın bir eşle ya da ile hiç orgazma ulaşamamıştır. Bu bozuklukla ilgili olarak normalde varolan kişisel varyasyonların farkında olmak önemlidir. Bir diğer önemli konu da kadının cinsel birleşme yoluyla olmamasının kadında bir sorun olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. Birleşme olmadan klitorisin uyarılmasıyla orgazma ulaşan ancak uyarılmadığında sadece birleşme ile orgazma ulaşamayan bir kadın bozukluğu olarak değerlendirilemez. Çoğu kadın birleşme sırasında orgazma hem klitorisin elle uyarılması hem de penil vajinal uyarılma ile ulaşırlar. Kinsey 35 yaşın üzerindeki evli kadınların yalnızca %5′inin yaşamlarında hiç orgazma ulaşmadığını bulmuştur. sıklığı yaşla artar.

Kadın bozukluğunun en önemli nedenlerinden biri “ eşittir cinsel birleşme” tarzı düşünmedir. Birleşme ve ın başlıca amaç haline gelmesi ı engeller.Kadının eşine kızgın olması da nedenlerden biri olabilir. Bir başka neden etkin olmayan cinsel tekniklerdir. Bazen kadın ve/veya cinsel eşi etkili bir şekilde uyarmayı beceremez. Sevişmek “bildiğimiz” değil öğrendiğimiz bir şeydir. Kaygı da cinsel tekniklerin etkin olmasını etkiler. Cinsellikle ilgili aileden ya da dinden öğrenilenler de bazen kadında kaçınmaya ya da açıkça etkin cinsel uyarımın reddedilmesine neden olabilir. Bazen kadın için kendini kaybetmek anlamına gelebilir. Bu konudaki kültürel beklentiler ve sosyal kısıtlamalar da oldukça önemlidir.

bozukluğunun tedavisinde sildenafil kullanımının yararlı olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Ayrıca ilaç kullanımına ikincil olan cinsel işlev bozukluklarında da yararlı olabilir. Buspironun kadın bozukluğunda yararlı olabileceği de ortaya atılmıştır.

Cinsel ağrı bozuklukları
-Vaginismus Vagina etrafındaki kasların birleşmeyi imkansız hale getirecek şekilde istemsiz olarak kasılmasıdır. Vaginismusun nedeni genellikle cinsel birleşme ile ilgili tiksindirici bir uyarandır. En sık rastlanan tiksindirici uyaranlar travmatik cinsel saldırılar, ağrılı birleşme ve travmatik pelvik muayenedir. Diğer nedenler arasında pelvik ve bilinçdışı korku ve/veya suçluluk olabilir. Tedavide sistematik duyarsızlaştırma, pubokoksigeal kas eğitimi ve vajinal dilatörlerin kullanımı beraberce önerilir. Eşin işbirliği tedavinin etkinliğini belirleyen en önemli etken gibi görünmektedir.

-Disparöni cinsel ilişki ile birlikte tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı olması. Tekrarlayıcı ya da kalıcı genital ağrı cinsel birleşme dışındaki cinsel uyarılmayla da ortaya çıkabilir. Disparöni vestibülit, vajinal atrofi veya vajinal enfeksiyon gibi tıbbi sorunlara ikincil olabileceği gibi psikolojik de olabilir ya da her iki durum bir arada etkili olabilir. Ayrıca vajinismusa ikincil ya da ıslanmanın olmamasına bağlı da olabilir. Tedavide nedene yönelik tıbbi ve cerrahi girişimler önemlidir. Ancak çoğu kadın için bu girişimlerin yanı sıra bilişsel-davranışçı terapi gerekli olmaktadır. Kadın cinsel işlevinde hormonları rolü Hormonlar kadın cinsel işlevinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Hayvan deneylerinde östrojenin duyuları etkilediğine ilişkin kanıtlar elde edilmiştir. Menapoz sonrasındaki kadınlara östrojen verilmesi vajina ve klitoristeki kan akımını artırır. Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar istek kaybı, ağrılı cinsel birleşme, cinsel yanıtın azalması, orgazma ulaşmada zorluk ve genital duyarlığın azalmasıdır. Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalma ile birliktedir.

Tags: , , , , , , , , ,

Nisan
16
2008
10:50 pm
Tags:
Post Meta :

Yumurtalıkların daha az kadınlık hormonu üretmeye başlayan her kadın belli bir yaşa geldiğinde menopozu yaşar. Ancak gelişen tıp ve teknoloji, bu dönemin hissedilmeden atlatılmasını, hatta olumlu yönlerinin kadınlar tarafından yaşanmasını mümkün hale getirdi. Tabii bu ancak düzenli doktor kontrol ve tedavileri ile mümkün…

Doğal olarak azalmaya başlayan hormonları kısmen yerine koymayı hedefleyen hormon replasman tedavisi, bu dönemde olabilecek riskleri en aza indirebilmekte, yaşam kalitesini arttırmaktadır. Ancak bunun için rutin doktor kontrolleri gerekir. Menopoz adetlerin kesilmesi olarak adlandırılır. Ortalama menopoz yaşı Türkiye için tam olarak bilinmemektedir. Adetlerin ilk başlama yaşı ile menopoz yaşı arasında bir ilişki bulunmaz. Yüksek yerlerde yaşayanlarda ve sigara içen kadınlarda menopoz daha erken yaşlarda başlar. Adet kanamalarının araları menopozdan 2 ile 8 yıl öncesinden uzamaya başlayabilir. Yani adetlerin seyrekleşmesi hemen menopoza girileceğinin bir göstergesi değildir.

MENOPOZDA GÖRÜLEN BELİRTİLER

Adet düzeninin bozulması: Menopoza yaklaşıldığında yumurtlama daha seyrek olmaya başlar. Bu nedenle adet kanamasının miktarı azalır ve gebe kalma olasılığı azalır. Ancak bazen adet kanamasının miktarında tam tersine bir artma görülebilir.Vazomotor bozukluklar: Bunlar ateş basması, terleme, çarpıntı, yüzde ve boyunda kızarıklıklar gibi belirtileri içerir. Bu belirtiler hastaların % 50’sinde görülür, ancak daha sonra görülme oranı gittikçe azalır ve menopozdan 4 yıl sonra hastaların ancak % 20’sinde rastlanır.Psikolojik bozukluklar: Menopoz döneminde sıkıntı, gerginlik ve depresyon gibi psikolojik bozukluklarda artma görülür. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak uyku kalitesi bozulur. Östrojen hormonu uyku kalitesini artırır, uykuya dalma süresini azaltır. Vajina ve idrar yollarının örten tabakalardaki incelmeye bağlı olarak cinsel ilişki sırasında ağrı, kaşıntı ve idrar yapmada zorluk gibi yakınmalar görülebilir. Ayrıca ciltte kollajen dokusunun azalmasına bağlı olarak incelme oluşur. Vajina ve idrar yollarındaki bu belirtiler östrojen tedavisine çok iyi yanıt verir ve tedavinin birinci ayında önemli oranda düzelme görülür. Ancak tam iyileşme 6 ile 12 ay sonra sağlanır.Kemiklerde erime (Osteoporoz): Osteoporoz kemik dokusunun mikroskopik yapısındaki bozukluklar sonucunda kırıklara eğilimin artmasıyla karakterize bir durumdur. Vücutta kemik dokusu “kortikal kemik” ve “trabeküler kemik” olarak ikiye ayrılmaktadır.Trabeküler kemik sırt ve bel kemiğini oluşturan dokudur. Kemik kaybı aslında 20 yaşından sonra başlamakla birlikte, menopoz dönemine kadar görülen kayıp önemsizdir. Menopozdan sonra trabeküler kemikte yılda % 5 ve vücudun total kemik kitlesinde ise yılda % 1-1.5 oranında bir kayıp görülür. Menopozdan 20 yıl sonra trabeküler kemik kitlesinde % 50 ve kortikal kemiklerde % 30 kayıp olur. Bunun sonucunda boyda kısalma ve kırıklara eğilimde artma görülür. Kemik kaybının önlenmesinde yaşam şeklinin önemi vardır. Menopoz dönemindeki kadınlara günde 2-2.5 km. yürüyüş önerilmekte ve bunun tedavinin etkinliğini artırdığı düşünülmektedir. Ayrıca alkol ve sigara kullanımından kaçınılması gerekir. Özellikle sigara kullanımı kemik kaybını artırmaktadır.: Menopozda vajinada kayganlığı sağlayan sıvıda bir azalma olur ve vajina dokusundaki incelmeye bağlı olarak esneklik azalır. Bunların sonucunda cinsel ilişki sırasında aşırı, kuruluk, vajinada daralma, yanma, tahriş ve ilişki sonrası damlama şeklinde kanama görülebilir. Ancak bu belirtiler hastanın cinsel aktivitesi ile de ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda bu belirtiler daha az görülürken, ilişki sıklığı azalan hastalarda bu bozukluklarda daha hızlı bir ilerleme görülmektedir.

TEDAVİ

Menopozun tek bir “tedavi”si yoktur. Aslında yapılmaya çalışılan bu hormonal değişimin vücutta çeşitli sistemlerde yaptığı istenmeyen değişiklikleri önlemek ve hayat kalitesini yüksek tutmaktır.Menopoz tedavisinin asıl ilacı östrojen olmakla beraber değişik nedenlere östrojen alamayanlarda sadece progesteron ya da kemik yoğunluğunu arttırmaya bir miktarda olsa faydası olan spreyler veya haplar kullanılabilir.Özellikle bütün menopozdaki kadınların kemik yoğunluğunu korumak için bol miktarda süt ve süt ürünleri tüketerek kalsiyum alımını arttırmaları ve düzenli olarak egzersiz yapmaları önerilmektedir.

MENOPOZDA BESLENME

Özellikle menopoz döneminin sonundaki kişilerde sıkça görülen osteoropozu (kemik yapısının bozulması) hafif geçirmek için bu dönemde tüketilen besinlere ve fiziksel aktivitelere dikkat edilmesi gerekir.Kemik yapısında bulunan bazı besin öğelerinin uzun vadede yetersiz alınmaları veya emilim bozuklukları sorunun besinsel kısmını oluşturuyor. Yüksek lifli diyetler, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hatalı beslenme ve kalsiyum eksikliği osteoporoz için zemin oluşturuyor. Bu dönemde idrar yoluyla kalsiyum atılımı fazla olduğundan, diyet uygulanarak kalsiyum alınması gerekiyor. Kalsiyum açısından en iyi kaynak peynir, yoğurt gibi süt ürünleri. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez de kalsiyum bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.

Menopozla İlgili Yanlış Bilgiler

Östrojen tedavisi kalp hastalıklarına neden olur.-Aksine kalp hastalıklarını ve kemik erimesini önler. Östrojen tedavisi rahim kanserine neden olur.-Tedaviye uygun dozda progesteron eklendiğinde rahim kanserinde bir artışa kesinlikle yol açmaz. Menopoz döneminde cinsel hayat biter.-Bu tamamen hastanın cinsel aktivitesiyle ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda menopozu daha rahat geçirmektedirler.

Tags: , , , , , , , ,

Nisan
15
2008
10:50 am
Tags:
Post Meta :


Aradığınız EFT Olabilir mi?

  • Geçmişin izlerinden arınmak istiyorsunuz
  • Sevgilinizle ayrıldınız, kalbiniz kırık ve canınız yanıyor
  • Kilo sorununuz var, devamlı rejim halindesiniz
  • Kedi, köpek, uçak, yükseklik, böcek, karanlık fobiniz var
  • Uykusuzluk çekiyorsunuz
  • Cinsellikte sorunlar yaşıyorsunuz
  • Zaman zaman yaşadığınız başağrılarınız dayanılmaz halde
  • İş hayatınız stres içinde geçiyor
  • Monotonluk ya da depresyon yaşıyorsunuz
  • Sigarayı bırakamıyorsunuz

    İşte size bütün bu sorunları aşmak ve yaşamınızda olumlu değişimi başlatabilmek için birkaç dakikada kendi kendinize uygulayabileceğiniz mucizevi bir yöntem: Duygusal Arınma Tekniği-EFT.

    Anlık sorunlardan, köklü ve derin problemlere kadar her konuda uygulayabileceğiniz, her konuya uyarlayabileceğiniz, yalnızca birkaç dakika süren ve parmaklarınızla kendi kendinize uygulayabileceğiniz çok basit ve pratik bir yöntem olan EFT ile bilincinizi olumsuz kayıtlardan arındırıp, hayatınıza köklü değişimler ve güzel yenilikler getirebilirsiniz.

    Tek yapacağınız arınmaya ve değişime karar verip, bu pratik tekniği öğrenerek, kendi kendinize uygulamak.

    Fazla beklemeye, düşünmeye gerek yok. Gelin parmaklarınız dans etsin, ruhunuz arınsın ve tazelensin. Yaşamınıza yeniden şekil verin. Hemen, şimdi!

    Duygusal Arınma Tekniği-EFT Nedir?
    Açılımı Emotional Freedom Technique, yani Duygusal Özgürleşme/Arınma Tekniği olan EFT, bilincimizi, geçmişte yaşadığımız bir olayın bıraktığı duygusal kayıtlardan ve izlerden, sadece parmaklarımızı kullanarak, birkaç dakikada arındırabileceğimiz, zihnimizi vücudumuz vasıtasıyla iyileştirebileceğimiz bir terapi yöntemidir. Çok eski iyileştirme yöntemleri olan Akupunktur, Akupresür ve Reiki ile yakın tarihte geliştirilmiş bir teknik olan NLP ‘nin bir bakıma birleşimi olan Duygusal Arınma Tekniği-EFT, bu yöntemlerde de kullanılan temel kavramları esas alır. EFT’nin uygulaması oldukça basittir ve arınma, diğer terapi yöntemlerine göre çok daha hızlı bir şekilde oluşur.

    Vücudumuzda bütün organlara ve dokulara ulaşan belli enerji merkezleri (chakralar ve meridyenler) vardır. Bu merkezler sayesinde evrenden bedenimize enerji alıp verir ve yaşamımızı sürdürürürüz. Bu enerji merkezlerinde çeşitli nedenlerden dolayı oluşabilen tıkanmalar da hastalanmamıza neden olur. Bu blokajlar, fiziksel hastalıklara yol açmasının yanı sıra, duygularımızı da etkiler. Yaşadığımız olumlu ya da olumsuz her olay, yaşadığımız her duygusal tecrübe, vücuttaki enerji sistemimizin etkilenmesine neden olur. Meridyen ve chakra sistemimiz ile psikolojimiz birbirine karmaşık bir bağla bağlıdır.

    İşte Duygusal Arınma Tekniği-EFT, bu enerji sistemindeki blokajları açıp, bu tıkanmaların yol açtığı, acı, kızgınlık, endişe, stres, öfke, korku, özlem gibi olumsuz duyguları yok eder. Geçmişte yaşadığımız travmatik bir olayı her hatırladığımızda ortaya çıkan olumsuz duygu, bu ikisini birbirine bağlayan köprü vaziyetindeki blokaj ortadan kalkınca kaybolur. Artık o olayı, tanımadığımız bir fotoğrafa bakar gibi hatırlar ve hiçbir şey hissetmeyiz.

    Duygusal Arınma Tekniği-EFT’ nin uygulanması oldukça basittir. Bütün teknik, duygusal sorunu tespit edip, ona odaklanıp ve sonra da bu odaklanma sırasında vücudumuzdaki meridyen noktalara parmak uçlarımızla, belli sayılarda hafif hafif vurmaktan oluşur. Bunu uygulamak sadece birkaç dakika alır. Her an her yerde, kendi kendine uygulanabilir.

    Bir başkasına uygulamak için ise konunun uzmanı olmak şarttır.

    Yurtdışında pek çok klinikte uygulanan Duygusal Arınma Tekniği-EFT’ nin hastalar üzerindeki başarı oranı 80 % gibi oldukça yüksek bir orandır.

    Dünyada psikoterapistlerin de yaygın olarak kullanmaya başladığı Duygusal Arınma Tekniği-EFT şu sıralarda American Pyschotherapists Association (Amerikan Psikoterapistler Derneği) tarafından resmi olarak onaylanmak üzeredir.

    Kullanım Alanları
    Duygusal Arınma Tekniği- EFT, pek çok alanda kullanılmaktadır. Fobiler (su, köpek, kedi, böcek, uçak, yükseklik, karanlık, kapalı mekan), bağımlıklar (sigara, içki, vb.), stres, panik atak, güvensizlik, evham , çeşitli negatif duygular ( kıskançlık, öfke, özlem, acı), depresyon, migren veya değişik vücut ağrıları, travmalar, ayrılık sonrası yaşanan aşk acısı, aşırı kilo, aşırı zayıflık, cinsel problemler, EFT’nin kullanıldığı alanlardan başlıcalarıdır.

    Günlük basit negatif etkilerden arınmanın yanısıra, yıllar süren psikolojik tedavilerle sonuç alınamayan kökleşmiş durumlar da bu teknikle kolayca ve şaşırtıcı biçimde çözülebilir. Yalnız, kökleşmiş psikolojik sorunları EFT ile çözmek için iki önemli şart vardır:

    1. Tekniği EFT terapisti veya bir psikoterapistle uygulamaya koymak
    2. Temel sorunu, bütün yan açılarıyla birlikte ve doğru olarak tespit etmek

    Konunun uzmanı değilseniz, kendinizden başkasına uygulamamanız bu tekniğin önemli bir gerekliliğidir. Basit gibi görünen bir problemi halletmeye çalışırken, ucunun nereye varacağını bilmediğiniz derin bir psikolojik durumla karşılaşıp, karşınızdaki kişiyi ve kendinizi zor duruma sokabilirsiniz.

    Diğer Terapi Tekniklerinden Farkı
    EFT’nin diğer terapi tekniklerinden önemli birkaç farklılığı vardır:

    Sorun Tamamen Ortadan Kalkar
    EFT, bize yaşadığımız sorunla/duygusal kayıtla yaşamayı sürdürmeyi öğretmez. Yani bu, sorunumuza adapte olarak, onu taşımaya devam ederek yaşamayı öğrenmek ve sürdürmek için geliştirilen bir teknik değildir. Sorunu ortadan kaldıran, duygusal kayıtları temizleyen, enerji blokajını yok eden bir tekniktir; yani sorundan tamamen kurtaran bir teknik!!

    Diğerlerine Göre Çok Daha Hızlıdır
    EFT ile diğer tekniklere göre çok daha hızlı sonuca ulaşmak mümkündür. Diğer terapi tekniklerindeki gibi günler veya aylar süren çalışmalarla sonuç beklenmez. Uygulama sadece bir kaç dakika sürer. Sonuç da aynı hızda gelir.

    Kendi Kendine Uygulanabilir
    EFT’nin en önemli özelliklerinden biri kendi kendine uygulanabilir olmasıdır. Uygulamayı iyice öğrendiğiniz takdirde bir başkasına ihtiyaç duymadan kendi kendinize kullanabilirsiniz. Yalnız kökeni derin sorunlarınız için bir EFT terapistine danışmakta veya birlikte çalışmakta fayda vardır.

    EFT Nasıl Oluştu?
    Duygusal Arınma Tekniği-EFT, Amerikalı bir mühendis ve NLP uzmanı olan Gary Craig’in, Amerikalı klinik psikolog Roger Callahan’in (Thought Field Therapy) Düşünce Alanı Terapisi’nden yola çıkarak geliştirdiği bir yöntemdir.

    Roger Callahan normal psikoterapinin yanı sıra doğu felsefelerini ve tekniklerini de uzun yıllar araştırır. Su fobisi olan bir hastasını tedavi ederken hastanın, “Suyun düşüncesi bile midemi bulandırıyor!” demesi üzerine Roger Callahan’ın aklına, hastasının mide ile doğrudan bağlantılı meridyenine hafifçe vurmak fikri gelir. Hemen gözün altındaki bu meridyene yapılan vuruştan sonra hastanın mide bulantısı geçtiği gibi çok daha şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıkar. Bir buçuk yıldır süren tedavi boyunca ilerleme kaydedilemeyen su fobisi, ortadan mucizevi bir şekilde kalkmıştır! Hatta buna inanamayan Callahan, hastaya en yakındaki havuza gitmeyi teklif eder ve daha önce suyun yakınına gidemeyen hasta, havuz suyuyla sevinç içinde yüzünü yıkar.

    Vücuttaki meridyen sistemi üzerine kurulu bu metot,“ Thought Field Therapy” yani Düşünce Alanı Terapisi adıyla bilinmektedir.

    (Callahan’in bu konuyla ilgili kitapları : The Five Minute Phobia Cure, Why You Eat When You Are Not Hungry ve The Rapid Treatment of Panic, Agoraphobia and Anxiety )

    Callahan’in bu buluşundan yirmi yıl kadar sonra, Gary Craig, Callahan’ın tekniğini daha sadeleştirip, kolay kullanılabilir hale getirir ve Duygusal Arınma Tekniği- EFT de böylece ortaya çıkar.

    Bugün dünyanın pek çok yerindeki kliniklerde uygulanan EFT’nin başarı oranı %80 den fazla olarak kaydedilmiştir.

  • Tags: , , , ,

    Nisan
    13
    2008
    7:44 pm
    Tags:
    Post Meta :

    Bu konuda birçok görüş vardır. Bazı­ları acele kaçamaklarla ya da fark edilme korkusuyla yaşanan ilk cinsel deneyimlerin erkeği çabuk boşalma­ya sevk ettiğine inanıyor.

    Diğerleri, nedenin endişe ya da uyarılara aşırı duyarlılık oldu­ğunu ileri sürüyor.
    Ünlü seksolog Helen Singer Kap­lan, sorunun temelinde erkeğin or­gazmdan hemen önceki duygularını ayırt edememesi, dolayısıyla da de­netim altına alamamasının yattığına inanıyor. Birçok terapistinin de desteklediği bu teoride sorun çocu­ğun idrarını tutmayı öğrenmesine benzetiliyor; nitekim çocuklar dolu bir idrar kesesinin nasıl bir duygu olduğunu anlamadan, buna alışmadan ve bunun üzerinde kontrol sağlama­dan idrarlarını tutamazlar.

    Fiziksel nedenler çok seyrek gö­rülür, ama bir erkek böyle bir sorunu daha önce hiç yaşamadıysa ve ko­şullarda (örneğin eş değiştirme gibi) hiçbir değişiklik olmadıysa, dokto­run prostat sorunu ya da nörolojik bir olasılığını dışlaması ge­rekir.

    Tedavi
    Standart tedavi terapisidir, ama ilaç tedavisi de uygulanabilir. Araş­tırmacılar yeni antidepresanlardan bazılarının (örneğin sertralin) boşal­mayı geciktirerek her iki eş açısın­dan da doyumu artırabildiğini belir­lemiştir. İlacın aralıklı kullanılması da sürekli kullanım kadar etkili görünü­yor. Bununla birlikte, bulantı ve cin­sel istek azalması gibi yan etkileri vardır.

    Erken boşalma vakalarının ço­ğunda terapisi başarılı sonuç veriyor ve bazen birkaç haftada so­nuç alınıyor. Ama bu yaklaşım eşler arasında iyi bir iletişim olmasını ve disiplinli bir yaklaşımı gerektiriyor.

    Birçok çift için bir terapisti­nin yardımını almak yararlıdır, çünkü önceden belirlenmiş bir programı ve bir “yetkili” tarafından dile getirilen yapılacaklar’ ile ‘yapılmayacaklar’ı uygulamak daha kolaydır.

    Ayrıca terapisti eşleri kendi cinselliklerini keşfetme konusunda eğitebilir, bu sorun nedeniyle birik­miş olabilecek endişe ve öfkelerin giderilmesini sağlayabilir ve eşleri destekleyip teşvik edebilir. Bazen terapisti erken boşalma sorunu ele alınmadan önce, bir danışmanla ilişkinin ele alınmasını önerebilir.

    Bununla birlikte, eşlerin ikisi de gerçekten istekliyse, kendi ­leri konusuna rahat yaklaşıyorlarsa ve bu sorun nedeniyle ilişkileri çok zarar görmediyse, bu egzersiz dizi­sini evde kendi başına uygulamak da mümkün olabilir.

    Tedavide neler yapılır ?
    Terapistlerin çoğu “beş duyuya odaklanma” egzersiziyle “durup-başlama” tekniğini ya da “sıkma” tekniğini birlikte kullanıyor.
    Beş duyuya odaklanma, ünlü seksologlar Masters ve Johnson ta­rafından geliştirilen bir yöntemdir. Bu yöntem, uyarılma ve orgazma ulaşma baskısı olmaksızın, dolayı­sıyla cinsel ilişkide başarılı olma en­dişesinin bulunmadığı rahat bir or­tamda, eşlerin yeniden birbirlerine dokunma ve okşamanın hazzına varması için tasarlandı.

    Birçok çiftte cinselliğe ilişkin duygular esas olarak orgazma ve birbirlerine haz verip veremeyecek­lerine odaklanmıştır. Beş duyuya odaklanma yöntemi çifte her şeye yeniden başlama fırsatı veriyor.

    Durup-başlama tekniğinde kadın erkeğe mastürbasyon yaptırmaya başlıyor, erkek orgazma yaklaştığını hissettiği anda işaret edince duruyor ve erkeğin orgazma ulaşma dürtüsü geçene kadar bekliyor. Sonra bir kez daha eşini uyarmaya başlıyor ve bu süreç birkaç kez tekrar edildikten sonra orgazma izin veriliyor. Sıkma tekniğinde kadın orgazma yaklaşan erkeğin penisini 15-20 saniye sıka­rak orgazma ulaşma dürtüsünün geçmesini ve penisteki sertleşmenin biraz azalmasını sağlıyor. Bu teknik­te de orgazma izin verilene kadar aynı süreç birkaç kez tekrarlanıyor.

    Bu iki tekniğin etkili olmasının nedeni, erkeği orgazmdan hemen önceki duygulara alıştırarak, bunlar üzerinde adım adım denetim kurmasına olanak vermesidir. Bazı er­kekler bu denetimi bir kez öğrenin­ce artık sürdürdüklerini söylerken, diğer bazıları belli aralıklarla bu eg­zersizi tekrarlama gereği duyabilir.

    Kaldı ki, cinselliği sadece bir or­gazm aracı olarak değil, gevşeme ve karşılıklı haz alma yöntemi olarak ele almanın bütün ilişkilerde göz önünde tutulması gereken iyi bir il­ke olduğu unutulmamalıdır. Burada tanımlanan egzersizin izleyen aylar­da belli aralıklarla tekrarlanması ge­rekebilir.

    Başarı oranı çok yüksektir ve terapistleri 3-4 ay sonra “tam düzel­me” oranının %90′ın üzerinde oldu­ğunu bildirmektedir

    Tags: , , , , ,

    Sonraki Sayfa »
     
    | Çatlatmazdım!! | | PREMATÜRE BEBEKLERİN BESLENMESİ - BEBEK BAKIMI - | | Ay Coregi Hem de Kiymali | | PAZARA ÖZEL KREP | | Tüp bebekte umutsuzluğa kapılmayın | | bende varmı | | Hırsız ~ Polis.. | | RoboKamyon | | pirinç pilavı | | sağır ve dilsiz +18 |
    Ekle Bunu